Yağmurdan Sonra Güneş

Cahit Sıtkı Tarancı, Türk şiirinde ölüm teması denilince akla gelen ilk isimlerden biri olsa da -belki de ilk- hikâyelerindeki karakterleri genellikle hayattan zevk almaya çalışan, yaşama dört elle tutunan kişilerdir.

Türk edebiyatına şair kimliği ile damga vurmuş ve “Otuz Beş Yaş” şairi olarak da bilinen Cahit Sıtkı Tarancı deneme, makale, mektup gibi pek çok türde eser vermiştir. Necati Tonga tarafından yayına hazırlanan ve Can Yayınlarından çıkan Yağmurdan Sonra Güneş kitabıyla bu kez Tarancı’nın hikâyeciliğine tanık oluyoruz.


Cahit Sıtkı Tarancı’nın hikâyeleri ilk olarak 1976 yılında Selahattin Önerli tarafından kitaplaştırılmış ve ardından farklı tarihlerde farklı eserler ortaya konmuştur. Kimi yayınlar hikâyeleri incelerken kimileri ise yalnızca hikâyelerden oluşmuştu. Fakat Tonga’nın hazırladığı bu kitapta Tarancı’nın daha önce gün yüzüne çıkmamış 39 farklı hikâyesi bulunuyor. Cumhuriyet gazetesi başta olmak üzere 1930-1956 yılları arasında yayımlanmış bütün süreli yayınları incelediğini söyleyen Tonga, yeni Türk edebiyatı için önemli bir kaynak ortaya koyuyor.

Tarancı, hikâyelerine pek fazla önem vermediğini dile getirse de Ziya Osman Saba’nın onun hikâyeleri için söyledikleri dikkat çekicidir:

“O, bu hikâyeleri belki para için yazıyor; ama bu yüzden sanatından hiçbir fedakârlık etmiyordu, bir araya getirilmesini o kadar dilediğim o hikâyelerin hepsi, Cahit’in sevimliliğinden bir şey taşıdıkları gibi, çoğu, o yıllarda yaşadığı hür, her kayıttan azade bohem hayatını da en güzel aksettiren -Cahit’in sevdiği bir kelimeyle- aynalar oluyordu.” (s. 11)


Öykülerinde kadın erkek ilişkilerini çokça işleyen Tarancı’nın kahramanları genellikle sıradan insanlardır. Cahit Sıtkı Tarancı, Türk şiirinde ölüm teması denilince akla gelen ilk isimlerden biri olsa da -belki de ilk- hikâyelerindeki karakterleri genellikle hayattan zevk almaya çalışan, yaşama dört elle tutunan kişilerdir. Evlilik ve aldatma konularını sık sık işlediği görülür.


Tarancı’nın hikâyeleri, olayların ön planda olduğu Çehov tarzında kaleme alınmış öykülerdir. Özellikle ilk hikâyelerinde olay ve kurgunun karakterlerin önüne geçtiği görülmektedir. İlk hikâyelerinde düz bir çizgi hâlinde yükselen bir tansiyon vardır. Hikâye ilerledikçe bu gerilim artarken sonda ise okuru çoğunlukla sürprizler beklemektedir. Bu durum -öykünün hız kesmemesi adına- karakterlerin daha yüzeysel işlenmesine sebep olur. Bu yönüyle ilk hikâyeleri O. Henry’in hikâyelerini andırmaktadır. Tarancı ilerleyen zamanlarda bu kurgusal yapısını bozmuş öykülerinin hızını kesmiş ve daha çok karakterlerin iç dünyasına yönelmiştir. Tabii kurgusal yapıdaki hassasiyetini yine de koruduğunu yer yer hissettirmektedir. “Erdoğan ve Milletvekili Adayı” gibi kimi öykülerde ise biyografik bir hava görülmektedir.


Kitaptaki hikâyelerin bir kısmının Cevad Sadık adıyla yayımlanması dikkat çekici diğer bir husus. Zira bu durum Tarancı’nın takma adla yayımladığı öykülerine pek de güvenmediği yahut içine sinmediği hissiyatını uyandırıyor. Tarancı, hikâyelerini son derece sade ve akıcı bir üslupla kaleme almış olsa da öykülerde geçen bazı isim ve kavramlara dipnot da eklenmiş. Bu durum okurun metnin içeriğine daha hâkim olmasını sağlamış.


Cahit Sıtkı Tarancı’nın şair kimliğinin yanı sıra öykücü yönünü yansıtan bu çalışma, aynı zamanda onun şiirlerini daha iyi anlamaya da yardımcı olacaktır. Bu hususta sadece edebî anlamda değil, akademik anlamda da Necati Tonga’nın bu çalışması dikkate değerdir. Yeni Türk edebiyatı üzerine çalışmalar yapan ve Cahit Sıtkı Tarancı üzerine edebî tahliller yapacak akademisyenler için bir arşiv/antoloji kitabı olarak değerlendirilebilir.


Enver Aykol

(212) 526 16 15 / 527 50 32

Divanyolu Cad. No:14

Sultanahmet / İstanbul

Anasayfa     Hakkımızda     Sayılar     Etkinlik     Yazılar     Basında Biz     İletişim