• Abdullah Emre Aladağ

Video Oyunları Yeni Bir Sanat Dalı Olabilir Mi?

Nasıl dinler, politik taraflar ve askerlik gibi disiplinli ortamlar insanları farklı kabullerle dolu bir dünyaya sokup orada şekillendiriyorsa oyunlar da kendi aksiyomları ve dogmalarına sahiptir. O oyunun sıkı oyuncuları, sorgulamadıkları kabulleri yerine getirirken saatler geçirirler.

Sizce video oyunları ile sanat dalları arasında bir ilişki söz konusu mu?

Can Sungur: Elbette, sıkı bir ilişki söz konusu. “Dijital oyunlar sanat mıdır?” tartışması çok zamandır sürüyor ancak ben bu tartışmayı yüzeysel buluyorum. Dijital oyunlar tıpkı sinema filmleri gibi farklı farklı birçok sanat ve zanaat kolunun bir arada çalışması ile ortaya çıkıyor.

Örnek vermek gerekirse bu sene çıkan Death Stranding isminde bir oyun var. Dünyası bir tuhaf, buraya emek veren konsept sanatçılılarının, modelcilerin, animatörlerin emeği insanı şaşırtacak derecede farklı bir vizyona sahip. Üstüne, Low Roar grubu ile çalışarak o soundtrackleri kullanmışlar, oyun yer yer bir albümün klibine dönüşüyor. Oyunun başrollerinde Mads Mikkelsen, Norman Reedus gibi aktörler yer alıyor. Onların performansları işin içine girdiği gibi o performansları üç boyutlu ortama taşıyan sanatçılar da var. Kısaca dijital oyunlar artık sanatlar bütünü bir iş.

Video oyunlarının en yakın olduğu yahut en çok faydalandığı sanat dalı sizce hangisidir?

Can Sungur: Bu dönemde en çok görsel sanatlar. İlüstrasyon ile konseptler ortaya çıkıyor, üç boyutlu modellemeciler ve animatörler bu hayalleri canlandırıyor. Daha sonra bu hayaller “non-diegetic” başka tasarımlar içerisinde bizlere oynamamız için sunuluyor. Görsel iş yapanlar oyun sektörünün her aşamasında. Üç boyutlu oyunlarda bölüm tasarımı dediğimiz bir kol var; burada mimarlar, iç mimarlar tüm hünerlerini sergiliyorlar. Bundan sonrasında yazılım diyeceğim ama yazılım sanat mıdır ayrı bir tartışma konusu. Sonrasında da sinema disiplinleri; animasyon, seslendirme, soundtrack besteleri, sinematografik göz…


Video oyunları uzun bir süre daha sanat dallarından faydalanmaya devam mı edecek yoksa kendini sanatın bir dalı hâline mi getirecek?

Can Sungur: Şu anda bu durum iki hâliyle de mevcut. Bir sürü sanat dalından çokça faydalanıp sonra ortaya popcorn bir iş çıkartmak da mümkün. Mesela “Video Oyunları sanat mıdır?” dendiğinde kimsenin aklına FIFA oyunları gelmez. Bu noktada kendi kendine bir dal olan “Game Design” ve “Game Psychology” giriyor. Oyun dediğimiz şey, insan zihni için çok başka ve farklı bir şey. Bütün bu sanat dalları ile insana dokunan bir eser çıkartabilen oyun tasarımcıları, bu sektörün ciddiye alınmasındaki asıl emektarlar.


Oyunların bir sanat eseri olup olamayacağı yaklaşık on senedir tartışılıyor. Sizce bu tartışmayı başlatan ve mihenk taşı olarak kabul ettiğiniz oyun hangisi?

Can Sungur: Seksenlerde bilhassa Japonya ve Amerika’da arcade salonlarından evlere geçiş oldu, arcade salonlarından kalma çerezlik oyunlar bir süre daha insanları oyaladı. Sonrasında hem “medium”un gelişmesi hem teknoloji, hem de yaşlardaki olgunlaşma ile 90’ların başlarında “kafa açan” oyunlar çıkmaya başladı. Out of This World ve Chrono Trigger gibi oyunlar geliyor aklıma. Bu dönem bu ve benzeri oyunlar gerek müziğiyle gerek anlattığı senaryolar ve çizdiği rüyalarla insanları şaşırtan, kafalarını açan işler oldu. Burada bazı oyunlarda Japon kültürünün Amerikan orta sınıfına sertçe çarpması da etken; küçük kitlelerce bilinen bilimkurgu senaryolarını daha geniş kitlelere taşıyabilmek de etken. O dönem insanlar güzelliklerine kapıldıkları bu “oyunlara” artık “oyundan fazlası” gözüyle bakmaya başladılar. Hâliyle ilk akla gelen “sanat” adını yapıştırmak burada bir refleks olmuştur, yeri geliyor bizde de “yemek yapmak sanattır” deniyor. Şimdi de “oyun sanat mıdır?” hâlâ tartışılıyor. Bence artık geçmiş bir tartışma bu.


Günümüzde sanat eseri olarak sayılabilecek bir oyun var mı?

Can Sungur: İşte kişinin gözüne, ya da “Sanat nedir?” sorusunun cevabına bağlı. Çoğu insan görselliği ve müziği çok etkili, duygusal alt mesajı olan oyunlara sanat demeyi tercih ediyor. Bu kategoride Everything, What Remains of Edith Finch, GRIS, Journey ve Death Stranding çok beğendiğim oyunlar olarak ilk aklıma gelenler. Bu işlere bakıp “Oyunlar sanattır.” dememek mümkün değil. Öte yandan ben daha düz oyunları dünyaya getirmek için harcanmış emeği de asla yok sayamıyorum. Geçen senenin en çok satan oyunlarından Red Dead Redemption 2 mesela. Bu oyunda, iyi bir monitörde izlerken, iyi bir kulaklık ile dinlerken atınıza binip sakince sürün. Dijital zanaatkârlar/sanatçılar adeta yaşayan bir Amerika kırsalı yaratmış. Bu noktası sanat mı yoksa zanaat mıdır, benden daha çok sanat konusunu bilenler karar versin.


Eğer video oyunları kendini sanatın bir dalı hâline getirebilirse eleştirmenleri tasarımcılar mı yoksa oyuncular mı olacak?

Can Sungur: Bu noktayı da çoktan geçtik aslında ancak oyuncu dediğimiz, kim daha çok reklam yapıyorsa ona para veren bir kitle, bütün hâliyle ciddiye pek alınmadığını söylemek lazım. Aralarda kendi zevkini kovalayan nadir “oyuncular” var. Sektörde ise tıpkı sinema/dizi dünyası gibi oyunlarda da iş kolları kendi ödüllerini veriyorlar ve iyi zevki olan oyuncular hangi ödülleri takip etmeleri gerektiğini biliyorlar. Demirin tuncuna, oyunun kötüsüne kalmak istemeyen okurlara tavsiyem, GDC konferanslarına çağırılan eserlerin sahiplerini ve BAFTA oyun ödüllerini takip etmeleri olur. Bu ikisi dışında sponsorluğu çok olan, hû çekeni çok olan ödülü kapıyor.


Video oyunları, oyunculara kültürel veya entelektüel bir katkı sunabilir mi?

Can Sungur: Çok! Burada genelde “İşte refleksleri geliştiriyor. Tarih oynuyoruz, tarih öğreniyoruz” gibi yüzeysel örnekler verir başka insanlar, sinir olurum. Hâlbuki oyun, aslında çok güçlü bir eğitmendir. Game design, kökeni Huizinga’nın toplumsal, Caillois’in mekaniksel bakışına dayanan bir disiplin. Nasıl dinler, politik taraflar ve askerlik gibi disiplinli ortamlar insanları farklı kabullerle dolu bir dünyaya sokup orada şekillendiriyorsa oyunlar da kendi aksiyomları ve dogmalarına sahiptir. O oyunun sıkı oyuncuları, sorgulamadıkları kabulleri yerine getirirken saatler geçirirler. Eğer futbol oyunu oynuyorsa farklı şekilde gelişir, futbol stratejisi oyunu oynuyorsa farklı türlü.


Pek çok oyun türü bulunuyor. Bahsettiğimiz sanat çizgisine bu türlerin hepsi girebilecek mi? Hangi türler ya da oyunlar sanat eseri olarak görülecek, sanat çizgisi oyun dünyasında nasıl belirlenecek?

Can Sungur: Benim buradaki kişisel görüşüm, ortaya çıkan son eserin hayranlık uyandıran bir tarafının bulunması gerektiği. Stendhal Sendromu yaşamıyorsak bile o yolda bir çaba olmalı. Dediğim gibi, ben işin “game design” tarafına daha yatkınım, ancak son tüketiciye baktığımda “sanat” damgası her zaman hayranlık ile beraber geliyor bu tarafta. Az da olsa bir heyecan, bir hayranlık duymadığı oyunu da zaten almıyor, oynamıyor, izlemiyor insanlar. Burada oyunların “ürün” olduğunu unutmamak lazım.

Video oyunları konusunda Türkiye hangi konumda? Yalnızca tüketici miyiz? Bu alanda bir kültür birikimi bulunuyor mu?

Can Sungur: Türkiye elbette öncelikle sadece tüketen ve tükettiğinden de nefret eden bir ülke. Çünkü oyunlar dolar bazlı fiyatlara sahip, kur endişesi yüzünden güzel oyunlar raflarda 500 – 600 TL gibi fiyatlarla satılıyor. Daha üç yıl önce 120 TL olan oyunların geldiği bu nokta yüzünden oyun tüketicisi aldıkları oyunlara içten içe bir “pişmanlık duyuyor” ve gıcık oluyor.

Öte yandan, ülkemizde casual ya da ultra-casual olarak kabul edilen oyunlar konusunda büyük yatırımlar alan, çok başarılı şirketler oldu. Bunlar işte şu tuvalette otobüste oynanan oyunlar. İş olarak tebrik etmekle beraber; kültürel etki açısından barda biranın yanına gelen bayat soslu mısır gibi bir şey bu oyunlar. Yersin yani, ikinci kâseyi de istersin ama öylesine bir şeydir.

Öte yanda “Özel harekât terörist vuruyor.” ya da “Kurt adamlar yeniçeri vuruyor.” tarzı oyunlarımız var, 8-13 yaş hedef kitlesi. Kumar benzeri unsurlar içeren, dar gelirli gençlerin bedavaya oynayabildiği, zaman israfı oyunlar. Faydadan çok zararları var, anti-tüketici bir “game design” ile sadece kullanıcılarına zarar veriyorlar.

Farklı üniversitelerde oyun tasarım fakülteleri açılıyor, elbette her üniversite gibi “sektöre adam yetiştirmek” ile “öğrenciyi geliştirmek” arasında bir çizgide görüyorum bu bölümleri. Oyun sektöründe istihdam büyüyecek, güzel bir zaman yatırımı.

Ülkemizde tek başına ya da küçük ekiplerle bağımsız oyun çıkartanlar var. Buralarda yurt dışındaki nabzı takip edip “A, farklı bir şey olmuş.” diyebileceğimiz işler geliştiren belki 5-10 isim, stüdyo mevcut. Ben buralardan ümitliyim.


Video oyunlarının bir ülkenin kültür aktarımındaki rolü nedir?

Can Sungur: Çok, çok fazla. Özellikle Japonya, Güney Kore ve Amerika Birleşik Devletleri, tıpkı sinema, çizgi film ve çizgi romanları gibi oyunları ile de çok büyük kültür ihracatı yapıyorlar. Son yıllarda bu ihracata Kuzey Avrupa ülkeleri ve Polonya da katıldı.

Şunu da söylemek isterim; bu iş de yanlış anlaşılıyor. “Vay, kültür ihraç ediyorlar!” diyerek kaslı yeniçeri oyunları yapmaya niyetlendi kimileri yıllarca, bakanlıklardan yatırımlar alındı; paralar yenildi, ortaya çıkan tek bir oyun bile yok. Amerikan hükümeti de bir aralar “American’s Army” diye komik bir oyuna girişti, ciddiye alan olmadı. Bildiğimiz hikâyeler.

Hâlbuki başarıyla kültür ihraç eden ülkelerdeki üretici “haydi propaganda yapıyoruz” diyerek samurayına cila vurmuyor. Kişi oyununu yaparken önce kendi tarihine, sokağına, insanına, değerlerine bakıyor. Zaten olduğu kişi, yaşadığı kültür oyununa nüfuz ediyor. Mesela benim kanalda en keyifle oynadığımız serilerden birisi olan Yakuza oyunu, 1980’lerde Japonya’nın gece hayatı içerisinde geçiyor, mizahi bir üslup ile oranın insan hikâyelerine değiyorsun. Orada insanların değerlerini, kabullerini görüyorsun, bir nevi tanımış oluyorsun. Kız çocuktan niye ayrılmış, işletme neden iş yapmıyor, bu şef neden çırağından memnun değil… Bu küçük hikâyelerinin her birinin cevabı, Japon kültüründen demlenmiş cevaplar. “Şanlı Japon insanı” diye marş okumuyorlar.


Bu konuyla ilgili akademik çalışmalar 2000’lerin başından beridir yapılıyor. Ve yapılan bu çalışmalarda oyunların sanat ile ilgili bağı hakkında tespitler yapılıyor. Sizce bugün de video oyunları sanatsal değer bakımından incelenebilecek konumda mı yoksa tüketim ürünlerine dönüşmüş bir durumda mı?

Can Sungur: Sanatsal değer bakımından incelemek, konusunda benim bilgim hiç yok. Atıp tutmak istemem. Ancak örnek vereyim, sevdiğim bir oyunun müzikleri Spotify listemde mevcut, görselleri telefonumda arka plan, oyundan etkilenen diğer illüstratörlerin yaptığı işleri ArtStation’da takip ediyorum. Popüler sinema ne noktadaysa, oyunlar popüler sinemadan bir adım ileride bu konuda.

Söyleşinin başından beri belirttiğim üzere ne tüketici ne sektör bu konuda akademiden bir karar da beklemiyor. 2019 senesinde artık “Oyunlar sanat mıdır?” tartışmasını çok anlamlı bulmuyorum, bence akademisyenler de bulmuyordur. Bu dönemde artık, popüler oyunlar mı sanat, yoksa çok az bilinen, ismi de rahat telaffuz edilemeyen Norveçli oyun tasarımcısının annesini kaybetme süreciyle başa çıkışını anlattığı bu çiçek açtırma oyunu mu sanat, tartışması noktasındayız.


Abdullah Emre Aladağ

(212) 526 16 15 / 527 50 32

Divanyolu Cad. No:14

Sultanahmet / İstanbul