Tatar İmparatorluğu

19. yüzyılda Kazan ulemasının durumunu kişiler üzerinden anlatan kitap zamanla Kazan ulemasının önemini kaybetmesini adım adım işliyor.

Danielle Ross’un kaleme aldığı Tatar İmparatorluğu Kazan Tatarları ve Çarlık Rusya’sının Oluşumu Kadri Mustafa ORAĞLI’nın çevirisi ile Ötüken Neşriyat tarafından Ağustos ayında yayınlandı. Eser Kazan Tatar eğitim hayatı hususunda çok değerli bilgilere yer veriyor. Dokuz bölümden oluşan eserin Tatarların İnşa Ettiği İmparatorluk başlığı ile başlayan Giriş bölümü kitabın içeriği, Kazan Tatarları ile ilgili tanımlamalar, Kazan Tatarlarının Rus İmparatorluğundaki yeri ve Kazan Tatarlarını modernleşmeye ve laikliğe götüren süreçten bahsediyor. Kitabın çevirisinin dili çok ağdalı olmamakla birlikte Mamafih, Binaenaleyh gibi terimlere yer verilmesi de gözden kaçmıyor. Ayrıca kitaptaki her bölüm giriş, gelişme ve sonuçtan oluşuyor.

Kitabın ilk bölümü “Yerleşimci Ulemanın Çağı”, Kazan’ın işgali ile başlayan Rus zulmünün ittifak ile işbirliğine dönüşmesini bölümler hâlinde anlatıyor. Kuzeydeki Türkler arasında ulemalar şehri olarak bilinen Kazan’ın, Rus Çarı Aleksey Mihailoviç döneminde büyük tahribata uğradığını da görüyoruz. Yine aynı dönemde çok sayıda ulemanın öldürüldüğü ve kitapların yakıldığı da eserin özellikle vurguladığı bir diğer konudur. Bir milletin benliğini silmek için o milletteki bilgili kişileri silmeye çalışmak, Rus istibdatının tarihin her döneminde yapmaya çalıştığı ve başarılı olduğu tek yöntemdir. Bu bölüm de bize aktarılanlar arasında en çok dikkatimi çeken olay Çarlık Rusya’sının Kazanlı ulemalar aracılığı ile Başkurt isyanında ve Pugaçev isyanında etkin olmaya çalışmasıydı. Bir nevi Çarlık ile ulemanın ittifak yaptığını görmekteyiz. 1788 yılında Çarlık hükûmeti ve Kazan ulemasının Orenburg Müslüman Ruhani Meclisi’nin kurulması hususundaki işbirliği ile bu bölüm sonlandırılmış.


Kitabın II. bölümü “İlmi Prestiji Artırma Sanatı” ise faaliyetlere başlayan Orenburg Müslüman Ruhani Meclisi dönemindeki olaylara ve çalışmalara değiniyor. Muhammet Hüseyinov yönetimindeki çalışmalara dikkat çekilerek bu dönemde meydana gelen olaylar alt başlıklar hâlinde incelenmiş. Bu bölümde Müftü Hüseyinov’un İslam’ı kurumsallaştırıp Kazan Tatarları üzerindeki dinî etkisini arttırmak uğruna yaptığı oyunlara ve adaletsizliklere tanık oluyoruz. Hüseyinov’un haksız rekabeti bu bölümde karşımıza sürekli çıkmaktadır.


Kitabın III. bölümü “ Kolonyal Ticaret ve Dini Uyanış” ise Rusya Ticaretinde Kazan Tatarlarının yeri ile başlayarak Kazan Tatarlarında matbaa, eğitim ve okuryazarlık gibi konulara değiniyor. 19. yüzyılda Kazan ulemasının durumunu kişiler üzerinden anlatan kitap zamanla Kazan ulemasının önemini kaybetmesini adım adım işliyor. Utız, İmeni ve Ebunnasır Kursavi bu bölümde sıkça ismi geçen düşünürler. Bu bölümde Kazan ulemasının Rus hükûmeti tarafından itibarsızlaştırılması ve Başkurt-Kazak bürokratlardan oluşturduğu mahalli kadrolar ile bölgedeki önemini sınırlandırması çokça dikkat çekiyor. Nasıl olur da Rus hükûmeti bu denli güvendiği bir sınıfı bu kadar kolay elden çıkartır, diye bir soru okurun zihninde canlanıyor. Ancak dönemin Rus hükûmetinin politikaları düşünüldüğünde bunun cevabını bulmak pek de zor değil.


IV. bölüm “Bir Eşraf Zümresi Olarak Şeyhler”, şeyhlerin Kazan halkı üzerindeki etkileri ve kurdukları medreselerden bahsediyor. Ayrıca bu bölümde tüccar ailelerinin medrese kurulmasında etkin olduklarını da görmekteyiz. Yine bu bölümde Kazan Medrese yapılanmalarından bahsedilerek isimlerini sıkça duyacağımız Ütemişevler, Apanayevler, Tukayevler ve Tünteriler gibi Meçkere eğitim yapılanmasının elit ailelerine de değinilmiş ve ilime katkılarından bahsedilmiş. Ayrıca Kazan Medrese hayatında önemli görülen Şeyh Abdullah el- Çirtuşi faktörü de bu bölümde anlatılan diğer bir konu. Kazan eğitim hayatında önemli bir yere sahip olan Meçkere yapılanmasına ise ayrıca başlık açılmış. Meçkere Medresesinin yapısı ve Kazan ilim dünyasındaki faaliyetleri bu başlık altında anlatılmış ve son olarak ilgili bölüm değerlendirilerek sonuçlandırılmış.


V. bölüm olan “Bilgi, Tarih Yazıcılığı ve Müstemlekeleşmeye” gelince ise Kazanlı ünlü âlimi Şıhabeddin Mercani ve öğrencisi Hüseyin Feyizhanov’dan yola çıkarak Kazan Tatar ilim hayatı ve eğitime katkıları üzerine bilgilendirme yapılmış. Bu bölümde Hüseyin Feyizhanov’un fikirleri ile başlayan Kazan modernleşmesinin zamanla tüm Kazanı esir alacağına da tanık oluyoruz. Daha önce adını hiç duymadığım Hüseyin Feyizhanov’dan da bu kitap vasıtası ile haberdar olduğumu ve etkilendiğimi söyleyebilirim. Onun fikirleri, vefatı sonrası hocası Şıhabeddin Mercani tarafından gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. İlk etapta Feyizhanov’un fikirlerine karşı çıkan Mercani onun ölümü ile sarsılmış ve kendi fikirlerini Feyizhanov eksenli değiştirmeye başlamıştır. Mercaninin bu husustaki mücadelesi, eğitimde uyguladığı metotlar ve Rusya ile karşı karşıya gelmesi yine bu bölümde sıkça geçen mevzulardan biri.


Kitabın VI. Bölümü olan “Müslüman Kültür Reformu ve Kazan Tatarlarının Kültür Emperyalizmi” ise Kazan Tatarlarında Çeditçilik faaliyetleri ve gelişmesi hususunda bilgiler alt başlıklar hâlinde anlatılmış. İsmail Bey Gaspıralı’ya ilişkin çeşitli bilgilerinde yer aldığı bu bölümde Kazan Tatarlarının Tercüman’a bakışının da yazar tarafından değerlendirildiği görülüyor. Muhammed Zakir öncülüğündeki Çistapol medresesinin ve bu medresenin eğitim modelleri de bu bölümde aktarılmış. Bu bölümde anlatılan diğer bir konu ise ticaretin eğitimi etkilemesi ve tüccarların eğitimdeki faaliyetleri. Kazanlı bir tüccar coğrafyadaki işlerinin iyi gitmesi sonucunda eğitime, öğrenciye ve hayır işlerine destek vermeye başlamaktaydı. Yazar, tüccar bir aile olan Hüseyinovlardan Abdulgani Bay’ın Buhara’daki faaliyetlerini okurlara şöyle aktarmaktadır:

“Hüseyinov biraderler zenginleştikçe, iş yaptıkları Müslüman toplumlardaki ünlerini sağlamlaştırmak için hayır işlerine yöneldiler. Kazalinsk’te Abdulgani (Gani Bay), Buhara’ya gidip gelen medrese talebelerinin konaklama ihtiyaçlarını karşılıyor, geniş bir taş caminin yapım masraflarını ödüyor ve bir hastanenin inşası için para bağışında bulunuyordu.”

Ancak bu tüccar aileleri zamanla güçlerinin farkına vararak eğitimi kendi tekellerine almaya çalışıyorlar. Bu hususta dönen entrikalara da bu bölümde şahit oluyoruz. Son olarak yazar; Muhammed Zahir Bigi, Ayaz İshaki, Abdurrahman İlyasi, Ali Asgar Kemal, Alimcan Barudi, Musa Bigi, Ahmet Hadi Maksudi, Hasan Ata Abeşi, Zeki Velidi Togan ve Sadrettin Maksudi gibi Türk dünyasında kendilerine yer edinmiş önemli kişilerin mezunu olduğu Gölboyu Medresesi’nden bahsederek bu bölümü sonuç alt başlığı ile sonlandırıyor.


Kitabın VII. Bölümü olan “Fundamentalizm Milliyetçilik ve Sosyal Çatışma”da ise ağırlıklı olarak İslam ve İslami ilimlerle uğraşan âlimler ve ulemalar hakkında genel bir bilgi aktarılıyor. Bir okuyucu olarak şunu söyleyebilirim ki anlamakta en çok zorluk çektiğim bölüm bu bölümdü. Bu bölümde İdil, Ural bölgesinde dinî hareketlerden bahsederek Kazan’daki edebiyat hayatında günlük hayatın rolüne de değinilmiş. Roman ve günlük hayat hususunda yazar eser eksenli hareket eden yazarımız kitaplara ve günlük hayata değinirken bu kitapların yazarlarının hayatlarına da kısmen değinmiş. Bu bölümde değinilen diğer bir husus medreselerdeki modernleşme ve yeni tip mezunlar ile ilgili. Yazarımız yeni tip reformlar ile eğitim hayatına devam eden medreselerin hangileri olduğunu bize şöyle bildiriyor:

1889’da Hüseyinov ailesi Orenburg’da Hüseyniye Medresesi’ni 1891’de Barudi Kazan’da Muhammediye Medresesi’ni ve 1906’da Ziya Kemali Ufa’da Medrese-i Aliye’yi açmaktadır. 1890’lardan 1900’lerin başına dek Bubi Medresesi, Tünter köyündeki Medrese-i Şemsiye, Ufa’daki Osmaniye Medresesi ve Troisk’teki Resuliye Medresesi, kapsamlı yönetim ve müfredat reformlarını uygulamaya koyuldular.


Yukarıda belirttiğimiz yeni tip medreseler ile ilgili her türlü bilgi yine bu bölüm içerisinde paylaşılmış. Ancak bu medreselerdeki talebelerin ve öğretmenlerin ihtilalci kafada bulundukları ve halka saygısız tavırlar ile yaklaştıkları yazar tarafından ısrarla belirtilmiş. Kazan Tatar gençliği ve Tatar milliyetçiliği hususunda çeşitli bilgiler verilerek sonuç kısmı ile bölüm sonlandırılmış. Yazar yaşlı nesil ve genç nesil arasındaki anlaşmazlığı şu örnekle de dile getiriyor:

“Barudi’nin çalışma arkadaşı ve iyi dostu olan Muhammed Zarif kendi oğlunun, büyüklerine karşı artık müzmin bir hal alan saygısızlığından sorumlu tutulmanın verdiği utancı taşıyamaz hale gelmişti. Ekim 1906’da Fatih’in Moskova’ya gitmek üzere hazırlandığı bir anda yaşanan gerilim kopma noktasına dek ulaştı ve baba ile oğul karşılıklı bağrışmaya başladılar, Kavga Muhammed Zarif’in oğluna “Alçak!” diye bağırarak evden kovmasıyla neticelendi.”

Bu bölümde yer verilen bu olay Kazan Tatarlarının önemli yazarlarından Fatih Emirhan ve babası arasında geçmiştir. Yeni tip eğitim kurumlarında yetişen gençlerin saygı hususunda sorunlar yaşaması, yazarın bu bölümde sürekli değindiği bir durum. Bu yeni tip yapılanmaya karşı çıkan din âlimi ise İşmuhammed Dinmuhammedovdur.


Kitabın VIII. Bölümü olan “Tatar Hegemonyasında Savaş”da ise yazar reformcu medreselerin savaş hâlinde bulunduğu İşmuhammed Dinmuhammedov’a değinerek İj Bubi Medrese’si müdürü Abdullah Bubi ile sürtüşmelerini anlatıyor. Öyle ki bu iki medrese arasındaki olaylara halk da bir süre sonra dâhil olmaya başlıyor. Yazarın anlattıklarına göre Bubi Medresesi’nin öğrencileri halka karşı saygısız tavırlar takınmaya başlamışlardı. Bu taşkınlıklar sonucunda halk Çarlık hükûmetine şikâyette bulunmuştu. Bu şikâyetler sonucunda gerçekleşen İj Bubi Medresesi’nin öğretmenlerinin MVD tarafından yargılanma süreci okuyuculara aktarılarak bölüm sonuçlandırılmış.

Kitabın son bölümü olan “Rusların Olmadığı bir İmparatorluk”ta ise çok kısa bir biçimde Birinci Dünya Savaşı öncesine değinilerek Rus İmparatorluğu’nu Sovyetler Birliği’ne sürükleyen dönemde İdil-Ural bölgesindeki duruma değinmiş. Bu bölümde dikkatimi çeken en büyük olay ise Kazan Tatarları ile Başkurtların restleşerek ayrı ayrı cumhuriyetler kurması olmuştu. Yazar “Oyunun Sonu” isimli bir alt başlıkla Kazan’ın Sovyet hükûmeti tarafından ele geçirilmesini anlatarak bu bölümü sonlandırmış.


Tatar İmparatorluğu kitabı bir ilim şehri olan Kazan’ın Rus İmparatorluğu’ndan Sovyetler Birliği dönemine kadarki ahvalini anlatmaktadır. Eğitim bölgesi olması hasebiyle eğitimcilerin gözüyle bu anlatı yapılmıştır. Bu kitap Kazan Tatarları hakkında ülkemizdeki literatürde birçok boşluğu doldurabilecek niteliktedir. Avrupa ya da Rusya’da yayımlanmış bu nitelikteki diğer eserlerin de Türkçeye tercümesi yapılarak yayınlaması ve Türk halkının bilgilendirilmesini dilerim.


Muhammet Taha Bayraktar

(212) 526 16 15 / 527 50 32

Divanyolu Cad. No:14

Sultanahmet / İstanbul