Nükleer kıyamet sonrası bir devirde, hayatta kalmaya çalışan bir avuç insandan, bir baba ile oğula eğilen hikâyede geçmişin hayaletleriyle yüzleşen ve vicdan yükü dolu birinin gözünden hem ruhundaki içsel savaşa hem de yaşam mücadelesine tanık oluyoruz.

Galip Dursun’u birçoğunuz duymuşsunuzdur. Kiminiz, Gölge ve Yabani’den kiminiz kalemdaşı olan Işın Beril Tetik ve Demokan Atasoy ile yaptıkları “Gerisi Hikâye Korku” podcastlerinden kiminiz de Anadolu Korku Öyküleri serisinden biliyorsunuz kendisini. Muhayyel dünyası ve güçlü kalemiyle kendi derdini bizlere tüyler ürperten öykülerle aktardı bugüne kadar ve aktarmaya da devam ediyor. Müstakil ilk kitabı Pusova, Nisan 2016’da İthaki Yayınları bünyesinden çıkmış olup biz okurlarla buluşmuştu. Geç de olsa kendisini okuma şansına kavuştum ve belirtmeliyim ki öykülerin atmosferi ve okurda bıraktığı hissiyat gerçekten başarılı. Yazarın üslubu ve dil estetiği de gayet yerinde, okurken insanın tüyleri diken diken oluyor deyim yerindeyse.

Kitap, toplamda dokuz adet öyküden oluşuyor. Bu öyküler: Ağıt, Şehre Küsen Çocuk, Gavur ve Piç, Sıfır Numara Film, Pusova, Gelen, Jeton, Kuş Çobanı ve Gezinti. Aralarında beni en çok etkileyen öyküler Kuş Çobanı ve aynı zamanda kitaba ismini de veren Pusova öyküleridir. En zayıf bulduğum öykü ise Ağıt öyküsü. Değerlendirmeye geçmeden önce belirtmeliyim ki yazımızda sürpriz bozanlar yoktur, gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz.


Ağıt, küçük bir çocuğun ve babasının bir sokakta flüt çalıp dinlemesiyle başlıyor. Bu ufaklığı ve babasını ziyaret eden birisi var. Antik çağlardan gelen bu misafir ile küçük çocuğun karşılaşması üzerinden ilerliyor öykümüz. Şehir fantazyası olmasıyla İngiliz yazar Neil Gaiman’ın öykülerini anımsatsa da yapılan tasvirlerle akıllara Galli yazar Arthur Machen’i de getirmiyor değil. Korku öyküsü olarak aslında iyi bir öykü denilebilir anca zayıf bulma sebebim kendi nezdimde alışagelmiş, klasik bir öykü olduğu içindir. Dürüst olmak gerekirse yazarın anlatım kuvveti ve tasvirinde bir kusur yok. Bu eleştiriyi kitabı çok beğenmem üzerine pay biçerek değerlendirmenizi isterim.


Şehre Küsen Çocuk, esasında ülkemizin ve insanoğlunun en temel sorunlarından birine eğilen bir öykü. Vuruculuğu ile okura sağlam bir sille vuran bu öyküde hepimizden birer parça taşıması, sanıyorum etkileyiciliğini arttırmış öykünün. Kitabı elinize alır almaz -ikinci sırada sizi karşılayan bu hikâyenin- sizi de sarsacağına dair bir şüphem yok.


Sırada Gavur ve Piç öyküsü var, değerli okurlar. Nükleer kıyamet sonrası bir devirde, hayatta kalmaya çalışan bir avuç insandan, bir baba ile oğula eğilen hikâyede geçmişin hayaletleriyle yüzleşen ve vicdan yükü dolu birinin gözünden hem ruhundaki içsel savaşa hem de yaşam mücadelesine tanık oluyoruz. Ürpertici ve okuru can evinden vuran bir öykü diyebilirim.

Sıfır Numara Film... Tüm duygu değişimlerinizin ve vücut kimyanızın devlet tarafından izlendiğini ve kendinizin de sanal gerçekliğe bağımlı olduğunu düşünün. İşte, karanlık ve insanı düşüncelere sürükleyen bir devirde geçen öykümüzün başkahramanı Memo’nun yaşadıklarına tanık oluyoruz. Modern bilimkurgu edebiyatının mihenk taşlarından olan Philip K. Dick’i çağrıştırıyor öykü, yazımı ve konusuyla. Dikkate değer bir saygı duruşu.


Evet, geldik şimdi kitabın en can alıcı öyküsüne: Pusova! Evet, “Fantastik korku nasıl yazılmalıdır? Yerel bir korku öyküsü nasıl anlatılır?” gibi sorulara sağlam bir cevaptır bu öykü. Sınırda kaçakçılık yapan bir genç, gizemli bir adam ve taşınması gereken iki tabut... Sonlara doğru yükselen tansiyon ve öykünün detaylarındaki çarpıcılık….


Sıradaki öykümüz, korkutmaktan çok sonu ve işlediği konuyla okuru avlayan bir hikâye. Gelen, ülkemizde yaşanan birçok sorunu tek bir öyküde ele almış ve bunu da başarılı şekilde yapmış bir öykü. Kadın-erkek ilişkileri, şiddet, taciz ve cinayet var bu öyküde. Paralellik gösteren kurgu da zekice düşünülmüş.


Jeton da kitapta Kuş Çobanı’ndan sonra en sevdiğimöykü. Yazar, öyküyü ilmek ilmek dokumuş desek yeridir. Sürpriz sonlu, dehşete düşüren ve keyifle okunan bir öykü. Korku severlerin de beğeneceği kanaatindeyim.


Şimdi sıra Kuş Çobanı’nda. Antik dönemlerde, bir çocuğun kuşunu kaçırırsanız neler olur? Çok da bir şey olmaz sanırım. Peki ya bu çocuk, son derece güçlü bir varlıksa? İşte bu sorunun cevabını Kuş Çobanı’nda bulabilir, kuzgununu çalanlara Kuş Çobanı’nın neler yaptığına tanık olabilirsiniz. Korku edebiyatında gördüğüm en karizmatik karakterler biridir benim için. (Diğeri ise Mehmet Berk Yaltırık’ın Şerruh Paşa’sıdır.)


Son öykümüz, Gezinti. Nükleer felaket sonrasının İstanbul’unda geçen bir gezinti öyküsü. Yer üstü ve yer altında yaşayan insanlar, bilinç aktarımı ve beden paylaşımı gibi temalara sahip öyküde basit bir geziden fazlası anlatılıyor. Felaket durumdaki atmosferi başarıyla aktaran yazar diğer iki bilim kurgu öyküsündeki başarısını burada da gösterip okuru dumura uğratmayı başarıyor.


Kısaca değerli okurlar, dokuz öyküden oluşan bu kitabı sizlere çok da tadınızı kaçırmadan anlatmaya çalıştım. Eğer korku öyküleri ve fantastik- bilim kurgu temalarını düşünüyorsanız gidin ve edinin. Ülkemizde de kendini belli eden bir türde, güzel işler başaran bir yazarı ve eserlerini tanımış olursunuz böylece. Şimdiden keyifli okumalar diliyorum efendim, dehşetiniz bol olsun!


Abdullah Emre Aladağ

(212) 526 16 15 / 527 50 32

Divanyolu Cad. No:14

Sultanahmet / İstanbul

Anasayfa     Hakkımızda     Sayılar     Etkinlik     Yazılar     Basında Biz     İletişim