• Çolpan Ay

Niran Elçi ile Söyleşi

Şimdi söyleyeceğime itiraz edenler olacaktır ama ben bir okurun dil ve üslup hakkında düşünmek zorunda olmadığına inanıyorum.


Tolkien ile tanışmanız ne zaman olmuştu? İlk okuduğunuzda neler hissetmiştiniz, hatırlıyor musunuz?


Yüzüklerin Efendisi kitap dizisinin Türkiye’de ilk defa yayımlandığı zamandı. Çiğdem İpek Erkal’ın çeviri hikâyesi, dizinin önemi gazetelerde haber oluyordu. Tarih hafızam zayıftır. Şimdi kontrol ettim, 2000 senesiymiş.

O zamana dek bilim kurgu ve fantazya bol bol okumuştum ama Yüzüklerin Efendisi ve onun ilham verdiği türden ürünleri okumamıştım. Büyülendim, elbette. Hatta ilk iki kitabı bitirip, üçüncüsünün Türkçe olarak yayınlamasının aylar alacağını öğrenince İngilizce orijinalini alıp okumuştum.


Birçok insan, daha çok Tolkien’in yaratmış olduğu dünya ile ilgileniyor. Tolkien’in iyi bir kurgucu olduğu muhakkak, peki dili ve üslubu hakkında ne düşünüyorsunuz?


Okurun dil algısı ile çevirmenin dil algısı arasında bir ayrım yapmam lazım. Zira Tolkien ile ilk tanıştığımda yalnızca okurdum, çevirmen değildim. Bir okur olarak kendimi hikâyeye kaptırdığımı hatırlıyorum. Şimdi söyleyeceğime itiraz edenler olacaktır ama ben bir okurun dil ve üslup hakkında düşünmek zorunda olmadığına inanıyorum. Edebiyatın büyüsü, sizi siz fark etmeden değiştirmesi. Okur, ürünün tüm özelliklerini, üzerinde düşünmeden soğurur ve etkilenir. Eğer okuyup bitirdikten sonra, “Ben bu kitaptan neden etkilendim?” diye merak ederse hikâye, dil ve üslubu birbirinden ayırarak analiz etmeyi tercih edebilir. Tıpkı güzel bir tabloya bakmak gibi. “Bak, kompozisyon harika. Fırça darbeleri yenilikçi. Konu hiç bu şekilde gösterilmemişti.” demezsiniz. Hayran hayran bakarsınız ve tablonun içinizde bir teli titreştirdiğini hissedersiniz. Bir film izlersiniz, sizi alıp bir başka diyara götürür. İçinizi sızlatır veya sevinçle, heyecanla doldurur ama kamera açıları, yönetmenin oyuncuları yönetme başarısı, sahne geçişleri hakkında düşünmezsiniz.


Bence okuyucunun, dinleyicinin, izleyicinin buna hakkı var. Yani sanat ve edebiyat ürünlerinden, onları analiz etme ihtiyacı hissetmeden keyif alma hakkı. Üzerinde düşünmeden okuduğum kitaplardan ne çok şey öğrendiğimi, ne bilgiler ve beceriler soğurduğumu çok daha sonraları fark ediyorum. “Ben bunu neden biliyorum? Ah, çünkü çocukken bir kitapta okumuştum.” Ortaokulda, yaz tatilinden döndükten sonra Türkçe öğretmenimizin yazın okuduğumuz kitapları sormasını hatırlıyorum. Klasik Türk yazarlarından birini okuduğumu söylemiştim, hangisi olduğundan emin değilim şimdi. Öğretmenimiz bana aynı soruyu sormuştu: Dili ve üslubu hakkında ne düşündün? “Ben yalnızca hikâyeyle ilgilendim.” demiştim ama cevabım beni utandırmıştı. Şimdi, utanmam gerekmediğini düşünüyorum ama tabii, o yaşta bir çocuğun sınıf ortamında yukarıdaki gibi bir açıklamayı düşünüp yapması imkânsız. Neden böyle uzun bir açıklama derseniz, çünkü bir çevirmen olarak dil ve üslup algısıyla karşılaştırmak istiyorum.


Çevirmen yazarın dilinin ve üslubunun farkındadır ve bunları hedef dile en iyi şekilde yansıtmaya çalışır. Prenses Mii şiirindeki saf, sevimli çocuksuluk ile Yüzüklerin Efendisi’nde yer alan şiirlerdeki giriftlik farklı olacaktır, doğal olarak. Roverandom’ın dili ve üslubu Silmarillon’unkinden çok farklı olacaktır. Tolkien’in dili ve üslubu, yukarıda verdiğim örneklerdeki gibi, çok boyutlu. Her eserinde farklı bir tarafına tanık oluyorsunuz. İngiliz dilinin ve edebiyatının tarihini oluşturan olan metinleri incelemesi, özümsemesi ve bunları yaratıcı bir eserde bir araya getirmesi, tamamlaması, hikâyesinin, dilinin ve üslubunun gücü ve sağlamlığı açısından büyük avantaj. Tolkien çevirmek benim için hep bir eğitim olmuştur.


Filmlerin etkisi Türkiye’de de kendisini hissettirdi. Pek çok hayran oluşumu kuruldu. Peki, kitapların yeteri kadar ilgi gördüğünü düşünüyor musunuz?


Filmlerden önce kitaplar büyük sükse yaptı Türkiye’de. O dönemi yaşadığım için, evet, ilk geldiğinde çok ilgi gördüğünü söyleyebilirim. Diziden ilham alan diğer kitaplara da yol açtı ve ben de bu kitapları bol bol okudum ve bazılarını çevirdim.


Bugünün gözlüğü ile bakarsak, eserle yeni tanışanların karşısına ilk olarak filmler çıkıyor, evet ve kültür dünyası yazılı metinden çok videoya doğru geliştiği için kitaplar şu anda geri planda kalmış olabilir. İstatistiklere bakmadan kesin konuşmak yanlış olur. Bir yandan gittikçe daha hızlı tükettiğimiz, görsel ürünlerin öne çıktığı bir ortamda, bu doğal bir gelişim. Okumak için günler harcayacağınız bir hikâyeyi üç saatte izleyip merakınızı giderebiliyorsunuz. Diğer yandan, kitap okumak demek, hikâyeyi kendi bildiğiniz gibi başkalarından bağımsız olarak yorumlamanız demek. Daha fazla ayrıntıyı özümsemek ve kafanızın içinde kendi “filminizi” oynatmanız, yani hikâyeyi daha fazla “sizin” kılmanız demek. Bu açıdan filmin, kitabın öne çıkması yazık oluyor.


Tolkien’in kendi çizimleri de mevcut. Çok yönlü bir yazarla karşı karşıyayız diyebilir miyiz?


Evet, Tolkien çok yönlü biri. Ders veriyor, dil ve edebiyat araştırmaları yapıyor, yazıyor ve çiziyor. Çok yönlülük, bence herkesin sahip olması gereken bir özellik. Buna hem akademik çoklu-disiplin sahibi (multi-disipliner) olmayı dâhil ediyorum hem de akademik olmayan yaşamda birden çok şeyle ilgilenmeyi. Birincisini savunmamın sebebi, birbirinden ayrılmış akademik alanların hayatta bir araya gelmesi. Örneğin psikolojiden anlayan mimarlar, sosyolojiden haberdar olan mühendisler olmalı ki ürettikleri projeler daha insancıl olsun.


İkincisini savunmamın sebebi ise her birimizin farklı farklı potansiyeller taşıdığımıza, farklı yetenekleri kullanmanın bizi genel olarak geliştirdiğine, mutlu ettiğine, bir işin stresini unutarak rahatlamamızı sağladığına inanmam. Bir müzik enstrümanını çok iyi çalan cerrah hakkında bir röportaj okuduğumu hatırlıyorum. Beni etkilemişti ama bu “hobinin” illa ki havalı sayılan bir şey olması gerekmiyor. Örneğin evdeki musluğu tamir etmek, lezzetli bir kurabiye yapmak da başlı başına birer beceri. Bu yüzden, bir yandan bankadaki işine giderken diğer yandan bu işleri yapabilen anne-babanıza, arkadaşınıza, eşinize yeni bir gözle bakmanızı tavsiye ederim. Onlar da çok yönlü insanlar.


Orta Dünya’daki favori karakterinizi ve nedenini öğrenebilir miyiz?


Hikâyenin en karizmatik karakteri Aragorn favori karakterimdi. Bilgili, güçlü ve sessiz sakin karakterlerde karizma görmemiz milletler üstü bir özellik sanırım. Filmde ise Elrond’un bakış açısı durup bir düşünmeme sebep olmuştu. “Adam haklı. Kızını tehlikeli bir dünyadan korumaya çalışıyor.” Hugo Weaving’in oynadığı karakterlerde böyle bir özellik var gibi. Aynısını Matrix dizisinin ilk filminde, Ajan Smith için de düşünmüştüm. “Adam haklı. İnsanlar gerçekten de virüs gibi gittikleri her yerde kaynakları tüketiyorlar.”


Tolkien’in yerinde olsaydım şunu değiştirmek isterdim dediğiniz bir bölüm var mı?


Hiç o açıdan düşünmemiştim. Bence Yüzüklerin Efendisi olduğu hâliyle iyi.


Yakın zamanda Orta Dünya ile ilgili yeni bir çeviri olacak mı?


Bende böyle bir proje yok. Belki ilgili yayınevleri daha fazla bilgi verebilir.


Günümüzde Tolkien’in varisi diyebileceğiniz bir yazar mı?


Edebiyata o açıdan bakmıyorum. Tolkien’in varisi diyebilmek için benzer bir yolda yürümesi gerekir sanırım. Yani mitolojiye dayanan destansı bir roman yazması.

Ben daha çok, kim beni dünyasına çekiyor, kim bana yeni bakış açıları kazandırıyor, yeni şeyler öğretiyor diye bakıyorum ve bunu yapanlar her zaman edebiyatçılar da olmuyor. Örneğin en çok etkilendiğim kitaplardan biri Bill Bryson’un Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi’ydi. Tüm bilim hikâyesi tek bir okunması kolay kitapta toplanmış. Benzer şekilde, benim çevirdiğim Serbest Radikaller de ilginç bir kitaptı. Zaman zaman hikâyesi anlatılan bilim insanlarına feci sinirleniyorsunuz ama yeni bir bakış açısı da veriyor.


Edebiyat dünyasından örnek verirsek, Terry Pratchett’ın üstünlüğü su götürmez bana göre. Bilgili, bilge, eğlenceli ve düşündürücü. Onu okurken hiç fark etmeden bir sürü yeni bakış açısı edinmişim. Tamamen imkânsız ama kendi içinde tutarlı bir dünyada geçiyor. Paralel dünyalar teorisini düşünürseniz, neden olmasın?


Klasiklerden Arthur C. Clarke, Carl Sagan. Gerçek bilime dayalı bilim kurgu yazdılar ki bilim kurguyu gerçeklere, gerçekten olabilecek şeylere dayandıran yazarlar beni en çok etkileyenlerdir. Yenilerden Marslı ilginçti, çünkü o da ayaklarını sağlam bir biçimde bilime dayamıştı. Daha önce Yüzüklerin Efendisi için söylediğim gibi, filmde pek çok ayrıntı kayboldu ama başarılı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Eminim başka etkileyici yeni yazarlar da vardır ama okuyabildiklerim kısıtlı.


Fantastik edebiyatın tarihini göz önünde bulundurduğumuzda Tolkien’i nerede konumlandırıyorsunuz?


Destansı fantazyanın babası olarak görüyorum. Bunun gibi başka analarımız ve babalarımız da var. Ütopyanın babası olarak Thomas More. Fantazyanın anası olarak Ursula Le Guin. Janrların orijinaline gitmek bana her zaman ilginç geliyor.


Çeviride sizi en çok yoran kitap hangisiydi?


Çok emek harcadığım yazarlar var ama emek harcamayı yorulmak olarak görmüyorum. O yalnızca çalışmak.Çevirmen olarak, anlamı berrak olan ve kendi içinde rahatça akıp giden, ahenkli cümleler üzerinde çalışmaktan hoşlanıyorum. Bunları Türkçeye ne kadar iyi yansıtabilirsem o kadar memnun oluyorum. Muğlak ifadelerden, mantık akışında kesinti olan cümlelerden ve herhangi bir ahengi olmayan “takır tukur cümlelerden hoşlanmıyorum. Kitabın uzunluğundan veya kısalığından, cümlelerin zorluğundan veya kolaylığından bağımsız, bu tür yazarlar beni çok yoruyor.Bu aksaklıkları okuyucu da fark ediyor aslında ama genelde sorunun çevirmenden kaynaklandığı kanısına varıyor, çünkü kitap sayfalarında karşısına çıkan, çevirmenin cümleleri. Elbette çevirmenler eleştiriden muaf değil ama okuduğunuz metinden memnun kalmadıysak yazarın tarzının nihai metni etkileyeceğini göz önünde bulundurmamız faydalı olur.


Çolpan Ay

(212) 526 16 15 / 527 50 32

Divanyolu Cad. No:14

Sultanahmet / İstanbul