(212) 526 16 15 / 527 50 32

tedevalt.png

Divanyolu Cad. No:14

Sultanahmet / İstanbul

Anasayfa     Hakkımızda     Sayılar     Etkinlik     Basında Biz     İletişim

    Neşrinin 135. Yılında Tercüman Gazetesinde “Lisan-ı Türkî”

    İsmail Bey Gaspıralı bir milletin varlığını muhafaza edebilmesi ve yükselebilmesi için şu üç hususa çoktan çok önem veriyordu: din, dil ve ilim. Dil, bir milletin fikir ve edebî birliğini sağladığı için, iş ve hareket birliğini doğuracak ve bu da kurtuluşunu sağlayacaktı.

    “Dünyada şeref-i insaniyet maariften ibarettir.”

    İsmail Bey Gaspıralı


    Yazar: Ufuk Aykol

    Mefhuma değil de lâfza dikkat kesilen, daha açık bir ifade ile fikirleri lâfza hapseden bir devirde yaşadığımız için İsmail Bey Gaspıralı maalesef “Dilde, fikirde, işte birlik!” şiarının ötesinde anlaşılmıyor. Bu yüzden onun hakkında yazılan çoğu makalede bile kendi yazdıklarından, neşirlerinden neredeyse bir tek atıf görmek mümkün değil. Umum Türk dünyasının aydınlanma tarihinin şüphesiz en önemli isimlerinden olan İsmail Bey Gaspıralı bir cümle, dört kelimeye hapsolmuş durumda.

    Oysa Gaspıralı, Tercüman gazetesinin satırlarında fikir ve gaye yoksunluğunun insanın nasıl cesaretini kıracağını, onu uyuşturup zayıf düşüreceğini şu cümleleriyle ifade ediyordu:

    “Bir insanın veya ki bir cemiyet ve halkın ömrü ve saadeti yol ve rehber tutulan efkâr ve metâlibe tevâfuk eder. Efkâr olmadıkça metâlibin hâsıl olması ancak tesadüf yüzünden olabilir. Her işin ve her teşebbüsün ilerisinde efkâr bulunması -ve efkâr ne derece âli ve hâlis ise netice de- ona mütenâsib bir surette meydana gelecektir. Efkâr edilmedikçe amel ve netice hâsıl olamayacaktır.”[1]

    22 Nisan 1883 ile 23 Şubat 1918 tarihleri arasında Kırım’ın Bahçesaray şehrinde neşredilen Tercüman gazetesi, zaman içinde Kırım’ın çok çok ötesinde de okunmaya başlandı. Gazetenin dili Kırım Tatarca serpiştirilmiş bir İstanbul Türkçesi idi. Gaspıralı, gazetesinde kullandığı bu dili “edebî dil” olarak adlandırıyordu.[2] Bununla birlikte Tercüman sadece bir gazete değildi; aynı zamanda bir yayınevi ve (usûl-ü cedîd mekteplerini bir kenara koyarsak) millî bir okuldu. Onun vefatının ardından gazetenin müdürlüğünü devralan talebesi ve yakın dostu Hasan Sabri Ayvaz, 1917’de kurulan Kırım Ahalî Cumhuriyeti’nin parlamento reisi olacaktı.

    “Bahçesaray’da neşir olungan Tercüman-ı Ahvâl-i Zaman gazetesi haftada üç defa çıkıp her türlü mevadd-ı siyasiyyeden, edebiyyeden, ticariyyeden bahseder. İntişar-ı maarif ve tevsi-i malumat yolunda İslâm mekteplerinin ıslah ve revacı uğrunda çalışır. Sade ve açık herkese anlatmak surette lisan-ı kalem kullanır.”[3]

    Yukarıdaki ilânın da ifade ettiği şekliyle Tercüman’da en çok önem atfedilen meselelerden biri “sade ve açık” dildi. Bu hususta İstanbul’da neşir olunan gazetelerin kullandığı Osmanlı Türkçesi’ni eleştiren Gaspıralı, “umumen lisan-ı Osmanî’yi Türklendirmek lazımdır, çünkü lisan-ı Türkî kırk milyonluk kabailin lisanıdır” diye belirtir.[4] Bunun için evvela yapılması gereken işlerden başında bir sözlük hazırlanması geliyordu. Türk ulemasından bir meclis oluşturulacak ve bu meclis umum Türkçe için bir “Kamus-ı Türkî” hazırlayacaktı.[5] Nitekim burada Gaspıralı’nın bahsettiği dar anlamıyla Türkiye Türkçesi değil, umum Türk dilidir.

    Sade bir Türkçe için Gaspıralı iki yol öne sürüyordu. İlk olarak; bir kelimenin diğer dillerdeki karşılığı değil, Türkçesi kullanılacaktı. Eğer bu kelimenin Türkçesi yok ise o kelime “Türklendirilecek” idi. İkinci olarak da ifade/anlatım sadeleştirilecek ve “çamsakızı” gibi uzatılmayacaktı.[6] Gaspıralı bu dil meseleleri ile ilgili Tercüman’da o kadar çok yazı kaleme aldı ki, yer yer başlığın önüne “Yine” diye yazmaktan kendini alamadı. (“Yine Lisan Bahsi”, “Yine Lisan Etrafında” vb.)

    “Lisan-ı edebîden mahrum kalmış bir millet ne kadar büyük ise de ufak addolunur, çünkü dağılmış ve başkalaşmış hâlde bulunur. Dil tefrikası mekân tefrikasından daha ağır, daha zararlıdır. Milletin birliği; lisanın birliği, tevhidi sayesindedir. Kesb-i maarif, kesb-i kemâlat ancak lisan birliği, lisan-ı edebî sayesinde olabilir.

    Milleti millet eden iki şeydir: biri tevhid-i din, biri tevhid-i lisandır. Bunların her kaysı olmaz ise yaki bozulur ise millet payesinden, derecesinden düşer; belki inkıraza yol tutar.”[7]

    İsmail Bey Gaspıralı bir milletin varlığını muhafaza edebilmesi ve yükselebilmesi için şu üç hususa çoktan çok önem veriyordu: din, dil ve ilim.[8] Dil, bir milletin fikir ve edebî birliğini sağladığı için, iş ve hareket birliğini doğuracak ve bu da kurtuluşunu sağlayacaktı.[9] Nitekim Tercüman’da “millet” kelimesi de sadece Rusya’daki esir Türk halkları anlamını değil, umumen “Türk milleti” anlamını taşıdığından bu kurtuluş da münferit değil, müşterek olacaktı.

    Bir milletin dilini koruyup yükseltebilmesi, bir “lisan-ı edebî” oluşturabilmesinin en önemli âmili de “millî dilde maarif” idi.[10] Gaspıralı, Türk halklarının tüm sorunlarının temelinde eğitimde geri kalınmasının yattığını düşünüyordu. Mekteplerde verilen eğitim yetersizdi. Mektebi bitiren talebe daha Türkçe okuma ve yazma bilmiyor, kıraati öğrense dahi okuduğu Arapça dinî kitapları da anlamıyordu. Talebelerin her şeyden önce millî dillerinde okuma-yazma öğrenmelerini amaçlayan yeni bir eğitim sistemi planladı. Usûl-ü cedîd olarak adlandırdığı bu eğitim sistemini Kırım’da, Tercüman gazetesini neşrettiği Bahçesaray’da başlattı. İlki 1884 senesinde açılan usûl-ü cedîd mekteplerinin sayısı 10 yıl içerisinde Rusya İmparatorluğu sınırları içinde 100’ü geçecekti. Gaspıralı’nın vefat ettiği 1914 senesinde de yaklaşık 5.000 usûl-ü cedîd mektebi vardı.[11]

    Dil meselesinin çözümünün kökünü de bu millî eğitim reformunda gören Gaspıralı her zaman gençlerden ümitliydi. Nitekim biz de yazımızı, Tercüman’da gençlere hitaben yazdığı şu satırları alıntılayarak bitirelim:

    “Ey bunca ümidim ve her vakit iftiharım olan yaş urum ve yaş dostlarım, vatanın selâmeti muradınız ise iki ellep maarifle yapışınız; milletimizin terakkisi ve hoş hâli efkâr-ı âliyyeniz ise maarif yolundan ayrılmanız, maarif neşrine cehdediniz!”[12]

    [1] “Efkâr ve Metâlib”, Tercüman, No. 18, 19 Mayıs 1895.


    [2] “Lisan Meselesi”, Tercüman, No. 91, 20 Kasım 1905.


    [3] Tercüman, No. 94, 27 Kasım 1905.


    [4] “Hizmet Gazetesi”, Tercüman, No. 37, 8 Kasım 1888.


    [5] “İstanbul Gazeteleri”, Tercüman, No. 22, 19 Temmuz 1888.


    [6] “Dil Sadeliği”, İlâve-i Tercüman, No. 17, 12 Mayıs 1895.


    [7] “Lisan Meselesi”, Tercüman, No. 91, 20 Kasım 1905.


    [8] “Til, Til, Til”, Tercüman, No. 103, 23 Aralık 1905.


    [9] “Til ve Lisan Senesi”, Tercüman, No. 142, 10 Ocak 1907.


    [10] “Millî Dilde Maarif”, Tercüman, No. 42, 30 Kasım 1900.


    [11] Hakan Kırımlı, Kırım Tatarlarında Millî Kimlik ve Millî Hareketler (1905-1906), Ankara 2010, s. 53-56.


    [12] “Dostlara Cevap”, Tercüman, No. 14, 29 Nisan 1884.


    Bu makale Türk Edebiyatı Genç Sanat dergisinin 3. sayısından alınmıştır.