• Tansılu Altay

“Matematik”e Adanmış Bir Köy ve Şirince

Nesin Matematik Köyü’nde bir eğitim kurumu olarak ilgili öğrencilere yaz veya kış okulu programı düzenleyebilir ya da bir öğretmen olarak sadece kendi öğrencilerinizle bilim yapmak için bulunabilirsiniz.

Matematik Bölümü öğrencileri arasında epey popüler olan Nesin Matematik Köyü’ne bu yaz gitme fırsatım oldu. Selçuk’a (İzmir) bağlı Şirince köyünün bir kilometre uzağında, Kayserdağı’nda sessiz ve yemyeşil bir ortama sahip olan Nesin Matematik Köyü (NMK), Nesin Vakfı’na ait. Evler taş, çamur ve samandan. Derslikler de öyle. Köy şu an 500 kişi barındıracak kapasitedeymiş. Halkın bağışlarıyla ve gönüllü gençlerle imece usulü 2007 yılında kurulmuş. Kuruluşundan bu yana köye ve çevresine 4500’den fazla ağaç ve bitki dikilmiş. Pek de güzel olmuş!

Kuruluşundan bahsetmişken, köyü ziyarete gittiğinizde siyah bir horozun gezindiğini göreceksiniz: Adı Özgür. Daha önce internet sitesinde köyün sembolünün siyah bir horoz olduğunu fark etmiştim. Özgür’ün bununla bir ilgisi var mıdır acaba diye düşünüp köye eskiden beri gidip gelen bir arkadaşıma sordum. Anladığım kadarıyla, köy yeni yeni kurulmaya başladığı zaman yakınlarda kocaman bir kümes, içinde de bir sürü horoz ve tavuk varmış. Bizim siyah horoz da oradan kaçabilen tek kümes hayvanıymış. Kaçıp NMK’de kendi hâlinde dolaşıyormuş. Demişler, “Tamam, bu bizimle kalsın, adı da Özgür olsun.” Tabi dağ başındaki köyde tek hayvan o değil. Yemek yerken bize sataşan arsız ve bir o kadar sevimli kediler, biz ders işlerken dersliğin ortasında oyun oynayan yavru kediler, Marla ve Böcek adlarında iki tane kocaman, siyah köpeklerimiz var. Bir köpek daha vardı, ona bir isim verilmiş mi bilmiyorum; o da bazen dersliklere girip eğitmenlere havlayıp kaçıyor, dersi sabote ediyordu. Son olarak da çok ünlü bir kedimiz daha var: Tripod. İsminden anlaşılacağı üzere bir bacağı yok ancak üzülmeyin, en az diğer kediler kadar sağlıklı ve güçlü! Normalde doğada belki de çok zarar görecek olan bu kedi, NMK’de gayet güvenli ve huzurlu bir şekilde yaşıyor. İşte en sevdiğim yönlerden biri. Ah tabi, NMK’nin doğal bir yapısı olduğunu unutmayalım. Yani orada da bir sürü böcekler, cırcır böcekleri, kurbağalar ve ben denk gelmedim ama birkaç arkadaşım görmüş, akrep ve yılan da var. Ancak korkmanıza gerek yok. Çünkü bir akrep sokması veya yılan ısırması yaşanmadı ve insanların çok olduğu yerlerde bulunmaktan hoşlanmıyorlar. Hatta arkadaşımın gördüğü gün yılan, sadece su içmek için bile köye gelmiş olabilir.


Köydeki eğitmenler, gönüllü olarak gelen akademisyenler. Matematik Köyü’nde kâr amacı güdülmüyor, öncelikli olarak Matematik Bölümü lisans ve lisansüstü öğrencilerine burs sağlanabiliyor. Tanıştıklarım arasında burslu gelen birçok öğrenci vardı. NMK’nin matematik için iki programı var: Biri lisans ve lisansüstü öğrencilerine, diğeri de lise öğrencilerine yönelik. Lise programı da bu yaz ikiye ayrılmıştı. Bir geometri programı bir de cebir programı vardı. Şunu da belirteyim: Nesin Matematik Köyü’nde bir eğitim kurumu olarak ilgili öğrencilere yaz/kış okulu programı düzenleyebilir ya da bir öğretmen olarak sadece kendi öğrencilerinizle bilim yapmak için bulunabilirsiniz. Sevdiğim bir özellik daha: Sadece çalışmak için de köye gelip kütüphanesinden yararlanabiliyorsunuz. Ben ise Türk Matematik Derneği’nin Lisans-Lisansüstü Öğrenciler İçin Yaz Okulu programına katıldım.


Size biraz daha köydeki hayatı, işleyişi anlatayım: Pazar günleri değişim günüdür, yani yeni öğrenciler gelir veya o hafta programı bitenler köyden ayrılır. O gün kayıtlar alınır, çadırda kalacak lisans ve lisansüstü öğrenciler için çadır yerleri, koğuşta kalacak liseliler için de koğuşlar gösterilir. Ardından yerleşme ve köyü keşfetme başlar. Akşam yemekleri saat sekizde ancak pazar günleri yedide çıkar, bir saat sürer. Peşinden de köyün kurallarını anlatmak ve görev gruplarının dağılımı için yaklaşık bir buçuk saatlik toplantı yapılır. Köye üç yıl ve daha fazla gidip gelen öğrencilere gönüllü olmak isteyip istemedikleri sorulurmuş. Olmak isterlerse ya liselilerle ilgilenmek için abi/abla olurlar ya da görev gruplarının başında olurlarmış. Mutfak için de gönüllü olanlar var. Tabi gönüllüler dersleri takip edebiliyorlar. Görev gruplarında ise ortalama 10 kişi oluyor. Tuvalet, derslik ve kütüphane temizliği, öğle-akşam-gece bulaşığı, sofra toplama, çöp toplama ve su sebillerini kontrol edip damacana değiştirme görevleri gruplara gün gün dağıtılıyor. Mesela 20. grup öğle yemeğinden sonra kütüphane tuvaletlerini temizlerken akşam yemeğinden sonra da 17. grup kış bahçesi yanındaki tuvaletleri temizler. Aynı saatte de başka bir grup sofra toplamakla, bir diğeri de bulaşık yıkamakla ve yerleştirmekle görevlidir. Çamaşıra gelince, her çadırın bir çamaşır günü vardır ve o gün kirli giysilerimizi çamaşırhanedeki ablalara veririz. Onlar makineye atıp yıkarlar ve bize “Yarım saat sonra/öğleden sonra gel.” derler. Biz de söylenen zamanda gidip, yıkanmış giysilerimizi çamaşır ipine asarız, kuruyunca da kendimiz gidip toplarız. Kısacası, köyde hem herkes kendi işini kendisi yapar hem de ortak kullanım alanlarındaki işler, gruplara dağıtılarak daha kısa sürede ve kolayca yapılır. Bu çok güzel bir uygulama. Böyle de olması gerekir diye düşünüyorum. Özellikle lise öğrencilerine yaşamı da az çok öğreten bir şey.

Ders saatlerine, seçimlerine gelirsek; pazar akşamı toplantıdan sonra lisans ve lisansüstü öğrencileri olarak Ali Nesin Hocamızın yanına gider ve sırayla ders seçeriz. Ali Hoca hangi üniversitede, kaçıncı sınıfta ve hangi bölümde eğitim gördüğümüzü sorar, seviyemize göre bir iki ders söyler. Onlarla birlikte istediğimiz bir ders varsa onu da seçeriz. Lisans ve üzeri öğrenciler günde en az iki ders almalı. Lise öğrencileri ise dört ders alıyor. Bir ders, iki saat sürüyor. Ayrıca liselilerin bazı akşamlar etüt saati oluyordu.


En sevdiğim yere gelelim şimdi, kütüphaneye! Toplantıda bize söylendiği üzere ve hatırladığım kadarıyla 10.000 kitap içeriyor. 8.000’i matematik kitapları, kalanı ise biyografi, felsefe kitapları. Köyde her fırsatta kütüphaneye gidip cebir kitaplarını kurcalıyordum. Fransızca cebir kitaplarının çoğu, Ali Hoca’nın bağışladığı kitaplar, üzerlerinde yazıyordu. Almanca, Fransızca ve tabi ki İngilizce bir sürü cebir, cebirsel geometri, topoloji, analiz kitapları ve yurt dışında basılan matematik dergileri bulunuyor. Çok zengin bir kütüphane, çok yararlı bir kütüphane. Manzarası da Kayserdağı! Kütüphanenin üst katı çalışma alanıyken gündüzleri alt katı derslik. Benim kütüphanede vakit geçirdiğim zamanlar alt katta liseliler için geometri dersleri işleniyordu. Arada yukarıdan dinliyordum ben de. Akşamları eğer seminer yoksa öğrenciler alt katta da çalışmalarına devam edebiliyor. Kütüphane dışında köyde her yerde çalışabilirsiniz zaten. Akşamüzeri terasta, boş dersliklerde, kütüphane önündeki koltuklarda, çalışma setlerinde… Hatta hava kararınca terasta yıldızları seyredebilir, yıldız kaydığında dilek tutabilirsiniz! Köydeki ışıklandırmalar zaten az, çadıra yürüdüğünüz yoldaki ışıklar önünüzü görmenize yetecek kadar. Terasta ise hiç ışıklandırma yok yıldızları görebilelim diye! Işık kirliliği yok. Köy tertemiz. Ne güzel ki herkes çöpünü çöpe atmayı, sigara izmaritlerini yere atmamayı biliyor. Yeri gelmişken şunu söylemek isterim: Olur ya Matematik Bölümü’nde okuyan veya liseli bir kardeşiniz, arkadaşınız, akrabanız vs. vardır. Onları NMK’ye yönlendirmeden, göndermeden önce bir toplum kurallarına gerçekten uyabildiklerinden emin olmanızda fayda var. Çünkü yemek sırasında, önlerde arkadaşı var diye “Vay canım kankam, nasılsın?” diyerek arkada bir sürü insan sırada bekliyorken hop arkadaşının yanına geçen, derslikteki tahtaya, “Amaan, beleş mal nasılsa!” diyerek zarar veren öğrenciler de gördüm. Köyün kuralları arasında başkalarına saygı duymak, etrafa zarar vermemek, başkasının özgürlüğüne karışmamak ilk sırada. NMK, bilimden yararlanmak isteyen öğrencilere sonuna kadar açık. Ancak bu sene öğrenci kalabalığı sebebiyle pek kontrol edilemedi ve huzursuzluklar ortaya çıktı. Bu durumda gelen öğrenci profili çok önemli.


NMK bilime yönelik bir köy, doğru. Ancak her gün her gün ders işlenmiyor, haftada bir tatilimiz de oluyor. Perşembe günleri ders yapılmaz, isteyenler köyde kalır, isteyenler Kuşadası’na yüzmeye gider ya da civardaki tarihî bölgeleri gezer. Ben köyde iki hafta kaldım. İlk hafta perşembe günü arkadaşlarla toplanıp Efes’i gezdik, ardından da Şirince'yi turladık. Efes gezisi ve onun tarihi daha uzun olduğu için o kısmı gezi yazımın ikinci bölümüne sakladım. Şimdi ise Şirince’den bahsederek devam edeceğim.


Şaraplarının meşhur olduğu Rum köyü Şirince size şu kıyamet efsanesinden tanıdık gelebilir: Maya Takvimi’ne göre kıyametin kopacağı 21 Aralık 2012 tarihinde, dünyada kıyametten etkilenmeyecek iki köyden biriymiş Şirince. Diğeri de Fransa’da bir köy. Asıl bu efsaneyle meşhur olmuş Şirince. Doğru mu bilmiyorum, Paulo Coelho da Zahir’i burada yazmaya başlamış.

Yeri gelmişken sizi ulaşım hakkında bilgilendireyim. Kullanacağınız otobüs firmasına göre değişebilir gerçi ama birkaçı Selçuk Otogar’a kadar geliyor. Çoğu ise İzmir Otogar’da bırakıyor. Eğer İzmir Otogar’dan gidecekseniz, oradan Selçuk Otogar’a dolmuşlar var. Bu sene fiyatı 15 TL idi, önceden 10 TL imiş. Selçuk’ta indiğiniz gibi de Şirince’ye kalkan minibüsler göreceksiniz. Onların fiyatı da geçen senelerde 3,5 TL iken şimdi 4 TL. İstanbul’daki minibüs fiyatlarını göz önünde bulundurduğunuzda biraz fazla gelebilir ama dağ başına çıkan bir minibüs için gayet normal.


Şimdi ise Şirince’nin tarihçesine değinmek istiyorum. Bilinmeyen bir dönemde kendini dağlara vuran 40 kişiye ithafen köyün adı başta Kırkınca imiş. Rumlar ise Kirkince derlermiş. Mübadele sonrası Türkler Çirkince demeye başlamış. En sonunda da dönemin İzmir valisi talimatıyla Şirince denilmeye başlanmış. Mübadeleye kadar nüfusu 2000 bile olmayan Rum köyü Şirince; bağcılık, zeytincilik ve şarap üretimiyle tanınıyormuş. Günümüzde ise üzüm ve zeytinciliğin yanında şeftali, elma, ceviz ve incir üretimiyle tanınıyor. Ancak ana gelir kaynağı turizm. Şirince’de gezerken bir sürü satış tezgâhları, şarap mahzenleri, kumda kahve içebileceğiniz güzel mekânlar görürsünüz. Şarap mahzenlerinde tadım yapılabilir ve şarap satın alınabilir. Yanılmıyorsam daha çok meyve şarapları var: Kavun, karadut, nar… Ziyaretçilerin en çok beğendiği ve aldığı ise karadut şarabı. Söylenene göre alkol miktarı baz alındığında bu meyve şarapları daha hafif oluyormuş. Şirince’ye girişte elbise, magnet, hediyelik eşya satan tezgâhları geçtiğinizde sol tarafınızda bir çarşı göreceksiniz. O çarşıda da kumda kahve içebilir, kız çocukların oynaması için ahşaptan yapılmış rengârenk oyuncak mobilyaları görebilir, meşhur karadut suyundan içebilirsiniz. Batıl inançlı bekârlarımız ve kaynana cefası çeken gelinlerimiz de (hatta damatlarımız) düşünülmüş, “bekârları evlendiren” ve “kaynana kaçıran” kokulu mum ve sabunlar satışa çıkarılmış. Bekârlar için olan kokulu mumların fotoğrafını çekme şansım oldu.

Köyün yukarılarında St. John Baptist Kilisesi var. Açıkçası benim gözümde pek hayran kalınacak bir yapı değildi ama tarihî süreçte ancak öyle sağlam kalmış olabilir. Kilisenin önünde, ortasında Meryem Ana heykeli bulunan küçük bir havuz var. Ziyaretçiler onu dilek havuzuna çevirmişler tabi. Kilisenin aşağısında da tarihi şarap mahzeni var. Müze gibidir diye düşünüp içeri girip gezmiştim ama biraz hayal kırıklığına uğradım. Çok uzun süre gezemediğim köyde bir de Şirince Taş Mektep Müzesi varmış. Tanzimat’tan Cumhuriyet dönemine kadar Osmanlı’nın eğitimdeki yenileşme sürecini ve Cumhuriyet dönemi eğitim sisteminin izlerini fotoğraf ve belgelerle sunuyormuş. Şirince’ye çok yakın bir yerde iki hafta bulunup da bu müzeden haberim olmadığı ve gidip ziyaret edemediğim için üzüldüm açıkçası. Bir dahaki gidişimde kesinlikle uğrayacağım yoksa içimde bir ukde olarak kalacak.

Yazının sonlarına doğru Şirince’den bahsetmişken şimdi NMK’ye dönüp fikirlerimi belirtmek istiyorum. Anlattığım üzere, köydeki yaşam, eğitim, eğitmenlerimiz ve eskiden beri gelip köyün kıymetini bilen öğrenci arkadaşlarımın olması çok iyi ve güzel. Ancak öğrenci kitlesi fazla kalabalık olunca sakin ve huzurlu bir şekilde vakit geçirmek pek mümkün olmadı. Bunun önüne geçmek için lise ve lisans/lisansüstü program ayrılabilir. Aynı zamanda köye birçok ziyaretçi geliyor ve çoğunluğunu, çiçek koparmasın, sigara izmaritlerini yere veya toprağa atmasın diye sürekli uyarıyorduk. Örneğin, kütüphaneye ziyaretçilerin girmesi yasak. Hatta kocaman uyarı yazısı var fakat bunu göre göre içeri girip fotoğraf çekenler, sesli sesli konuşanlar oluyordu. Derslerde eğitmenlerimizin ve dersliğin fotoğrafını izinsiz çekmek yasak. Bunu belirttiğimizde de inatla fotoğraf çekip “kaçanlar” vardı. Bununla birlikte, sürekli birilerini uyarmak bizi huzursuzluğa ve bıkkınlığa itmişti artık. Bence ziyaretçiler her gün değil de değişim günlerinde ve/veya tatil günümüz olan perşembe yani derslerimizin ve öğrenci kitlemizin yoğun olmadığı günlerde gelebilir. Böyle bir kural koyulabilir diye düşünüyorum. Bunların dışında NMK gerçekten varlığını sürdürmesi gereken, faydalı bir bilim köyü.


Anlattığım şu iki hafta içerisinde, genel olarak baktığımda, çok güzel bir deneyim elde ettim. Matematiği de tarihi de severim. Hele tarihî yerleri gezip görmek, araştırıp okumak büyük bir keyif benim için. O yüzden hem NMK’de ilerlemek istediğim alan üzerine dersler görüp kendimi geliştirmek hem de Şirince’yi ve Efes’i gezmek beni çok mutlu etti. Efes’te fotoğrafladığım yerleri paylaşacağım ve tarihçesi hakkında elde ettiğim bilgileri sizlere aktaracağım gezi yazımın devamında görüşmek üzere...


Tansılu Altay

(212) 526 16 15 / 527 50 32

Divanyolu Cad. No:14

Sultanahmet / İstanbul