• Yelda Nur Özer

Kapıyı Aralık Bırakan Bir Müntehir

Beşir Fuat, damarlarına uyuşturucu enjekte ederek arzusunun kaynağına ulaşmış, eylemle birlikte hissettiklerini kaleme almış ve aynı zamanda istediği ilmi fenni hizmeti yapmıştır.

“ Ve insan içinde

Bir kafesle yaşar

Bunun için intihar

Parçasıdır hayatın”

Metin Altıok

İnsanoğlunun içine doğduğu yaşam ve ölüm yüzyıllardır insanlığı ilgilendiren en önemli konulardan biri olmuştur. Yaşamın sonlanması anlamına gelen ölümün birçok çeşidi vardır. İntihar da bunlardan biridir. Bütün kültürlerde var olmuş intihar farklı şekillerde ve düşünce tarzlarıyla karşımıza çıkar. Birçok yaklaşımla kendini gösteren bu olgu beraberinde başta psikoloji olmak üzere sosyoloji ve felsefe gibi disiplinlere de konu olmuştur. Bu konu “bilim açısından çözümlenmemiş bir sorun” olarak karşımızda durur.


Sözlük anlamıyla intihar “kendini öldürmek” demektir. Toplumsal açıdan ise kimi zaman korkaklık, kaçıklık ve delilik olarak tarif olunmuştur. İntihar aslında yaşam ile ölümün korku zemini üzerinde verdiği bir yarıştır. Hayat ile ölüm arasında gidip gelen kişi, korkusunun asıl kaynağının ölümden ağır basan yaşam olduğunu bize ispatlar. Freud’a göre intihar, egonun süper egodan intikam almasıdır. Bu durumu, kişinin içindeki (içselleştirdiği) bir nesneyi ya da kişiyi öldürme arzusunu simgeleyen bir edim olarak kavramlaştırmıştır. Bu denklemde kişi kendi benliğine sevilen bir nesneyi katar, onu kendi benliğinin içine alır. Ancak bir yandan da ona karşı ikircikli duygular beslemeyi ihmal etmez. Ne zaman ki içe alınan nesne(kişi)nin nefret edilecek yönleri galip gelir, o zaman ölüm bu nesneden kurtulmak için bir çözüm olarak görülür.[1]

Bu durumu duygulara ve hislere dayandırdığımızda ise kişinin bedensel acısının ruhsal acısına karşı mağlup olduğunu görürüz. Maddi dünya “dışarı” ile ilgilenenler için büyük öneme sahipken “içeri” ile uğraşanlar için bunun pek bir kıymeti harbiyesi yoktur.

Tek tanrılı dinlerde ıstırap, hayatın asıl amacı olarak algılanır, kişi bu amaç doğrultusunda özündeki benliğine kavuşur. Istırabın fert iradesi ile yok olması ise cezalandırılması gereken bir suç olarak görülür. Bu bağlamda Müslüman Türk toplumunda da intihar, haram ve yasak olarak kabul edilir. Durkheim’in öne sürdüğü dört intihar tipi vardır: bencil intihar, anomik intihar, diğerkâm intihar ve kaderci intihar.[2] Bu tiplerin çoğu kendini edebiyat ve sanat toplulukları içerisinde var etmektedir. Bunun sebebi, ilgi alanlarının üzerlerinde bıraktığı zihinsel karmaşa, hayatın buna uyumsuzluğu ve intiharın aynı zamanda savaşmaya iten bir başkaldırı olmasıdır. “Yaratma gücü dorukta olan sanatçının ‘şimdi’yi aşan bir algı boyutu vardır. Çünkü sanatçılar çok daha derin bir algı yeteneğine sahip olduklarından, insanlığın ortak kaderini etkileyecek olumsuzlukların tam da kırılma noktalarına yakın mesafeden şahitlik ederler. Bu şahitlik, sanatçıları püskürtülmesi zor bir algı bombardımanına maruz bırakır.”[3]

Türk edebiyatı için intihar vazgeçilmez bir konu kaynağı olmuştur fakat yazarlar ve şairler bu kavramı eserlerinin konusu olarak bırakmamış aynı zamanda sorgulamış ve bazıları eylem olarak hayata geçirmiştir. Tanzimat’tan beri devam eden siyasi ve kültürel değişim aydınları bunalıma sokmuştur. Bu dönemde bir dönüm noktası olarak kabul edebileceğimiz en sarsıcı vaka şüphesiz Beşir Fuat’ın intiharı olur. Ailevi sorunları ve delirme fobisi onu bu noktaya getiren en önemli nedenlerdir. Onu bir dönüm noktası yapan ise kendinden sonra camiada görülen intihar olaylarının artması ve bizatihi kendine özgü intihar şeklidir. Beşir Fuat, damarlarına uyuşturucu enjekte ederek arzusunun kaynağına ulaşmış, eylemle birlikte hissettiklerini kaleme almış ve aynı zamanda istediği ilmi fenni hizmeti yapmıştır. Fuat intihar eylemine başladıktan sonra ancak şunları yazabilmiştir:


“Kâğıt dahi kanla mülemma… İntiharımı da fenne tatbik edeceğim; şiryanlardan birinin geçtiği mahalde cildin altına klorit kokain şırınga edip buranın hissini iptal ettikten sonra orasını yarıp şiryanı keserek seyelan-ı dem tevlidiyle terk-i hayat edeceğim. Ameliyatımı icra ettim. Hiçbir ağrı duymadım. Kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım…”[4]

Böylece Beşir Fuat intiharını tecrübeye dönüştürmüş ve bir bakıma korku dolu, gizemli bir kapıyı ardında aralık bırakmıştır.


BEŞİR FUAD Kİ

Ey köksüz görk

Öksüz görkem

Ey yani

Beşir Fuad

Kendinin vampiri

Pirim benim

Başım gözüm üstüne


(Eşik Dergisi’nde 1993 yılında Metin Akbaş tarafından kaleme alınmıştır. Akbaş da Beşir Fuat gibi bunalımdan ve yaşadığı yenilmişlik duygusu ile intihar etmiştir. Akbaş müntehir edebiyatçı ve şairlere özel ilgisi ile bilinmiştir.)


Şairler çoğunlukta olmak üzere edebiyatçılarda görülen bu intiharın temel sebepleri; yaşam ile uyumu yakalayamamak, yalnızlığın sözcüklerle giderilememesi, ailevi sorunlar, gözden düşmek, aşk, sıla özlemi, yenilgi duygusu, narsistlik, şairsel duyarlılık, derinlik ve intihar olgusunun ‘onurlu bir davranış’ soylu ve kahramanca bir kavram olarak algılanışıdır.

“İyi insan talihsizlikleri tahammül edilemeyecek kadar büyüdüğünde hayatı terk eder; kötü insan da ziyadesiyle müreffeh ve muzaffer anında.”[5]


İsimleri ve intihar nedenleri farklı olsa da kaderleri aynı noktada birleşen edebiyatçılarımız ise Yedikuleli Faizi, Emir Çelebi, Beşir Fuat, Sadullah Rahmi, Galib Efendi, Halil Nihat Boztepe, Rabia Bayraktar, Güngör Rona, Can İren, Turgut Günay, Celal Sılay, İlhami Çiçek, Kenan Özcan, Nilgün Marmara, Kaan İnce, Metin Akbaş, Soysal Ekinci, Nazir Akalın, Metin Kaçan, Ayşe Altan, Rasih Güran, Hüseyin Alacatlı, Şevket Aykut intiharla hayatlarını noktalayan isimlerdendir.

[1] Cemile Sümeyra, Kendi Kalemini Kıranlar, Şule Yayınları, 2018, s.19. [2] Cemile Sümeyra, age, s.20. [3] Adem E. Yılmaz, “Gözbebeğinin Boşluğa Devrildiği An” [4] Cemile Sümeyra, Kendi Kalemini Kıranlar, Şule Yayınları, 2018, s.65. [5] Schopenhauer, Hayatın Anlamı, Say Yayınları, 2017, s.80.

Yelda Nur Özer

(212) 526 16 15 / 527 50 32

Divanyolu Cad. No:14

Sultanahmet / İstanbul