(212) 526 16 15 / 527 50 32

tedevalt.png

Divanyolu Cad. No:14

Sultanahmet / İstanbul

Anasayfa     Hakkımızda     Sayılar     Etkinlik     Basında Biz     İletişim

    Gurme Geziden Kültür Zenginliğine

    Tarihî bir mekânda gezerken mutlaka o tarihi mekâna dokunurum. Bunun sebebi ise benden önce burada var olmuş insanların aynı yere dokunmuş olma ihtimalidir. O an ruhlarımızın bir özdeşim kurduğunu hayal eder huzur bulurum.

    “Yemek yemek üzerine ne düşünürsünüz bilmem

    Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı.”

    Cemal Süreya


    Yazar: Merve Köken

    Belki de bu dizelerin verdiği ilhamla kahvaltıya anlamlar yükleriz. Pazar kahvaltılarımızı üst seviye bir özenle hazırlayıp sevdiklerimizle bu anları paylaşmak isteriz. Yöresel ve özgün bir tat ararız belki de. Damakta iz bırakacak bir lezzet bize bir şeyler hatırlatsın isteriz belki de. Hani anneannemizin, babaannemizin yaptığı küçükken ağzımıza tıkıştırılan bir reçel vardır ya belki de o günleri hatırlayıp mutlu olalım diyedir bütün bu çaba. Ben de bütün bu düşüncelerle yoğurulmuş bilinçaltımın etkisiyle Ağrı’da devam eden yolculuğumu Van’da sonlandırmak istedim. Madem evden o kadar uzaklaşmıştım Van’a uğramamayı hem kendime hem bölgeye bir haksızlık olarak düşündüm. Akşam uçağında yerimi ayırttım aynı günün sabahı ise gerekeni yaparak gün doğarken yola çıktım. Sadece kahvaltı için uğradığım bu güzergâh, belleğimde yerini güzel deneyimlere bıraktı.

    Çok erken bir vakitte otogarda aldım soluğu. Madem Van’a gidiyordum kahvaltı zamanında orada olmalıydım. Uykudan feragat etmeye değer yolculuğumda uyku ile uyanıklık arası o hâlde camdan baktığımda onu gördüm. Sonsuz maviliğiyle karşımda belirmişti. Gökyüzünün mavilik tonu ile onun maviliği birbirine karışmamış ufuk çizgisi renk tonajlarını keskin bir şekilde birbirinden ayırmıştı. Bu berrak maviliği bünyesinde barındıran karşımdaki görüntü nasıl “göl” olarak tabir edilebilirdi? Karşımda uçsuz bucaksız, karşısı görünmeyen okyanus heybetiyle Van Gölü duruyordu. Ancak bu coğrafî terimi kendisine yakıştıramadım. Zaten yörede göl değil, deniz olarak bilindiğini birkaç saat sonra öğrenecektim. Şimdilik renklerin tadını çıkartmanın sırasıydı, ben de öyle yaptım. Bir yandan ufka doğru bakarken aynı anda dünyanın ne kadar büyük olduğunu ve yeryüzünün bizi ne kadar güzel görüntülerle kutsadığını düşündüm. Hayat gerçekten iliklerimizde hissederek yaşanması gereken bir armağandı. Ben de bana sunulan bu armağanın tadına bakmak için bu yöntemi seçmiştim. Otobüsten inip Edremit’e ulaştığımda ise bana sunulan diğer armağanlarla bütünleşmek için can atıyordum. Karnım çok acıkmıştı ve ben kahvaltı için Van’daydım. “Sütçü” ismiyle bilinen o bereketli mekâna ulaştığımda ise kendimi kaybettiğimi söyleyebilirim. Yediğim içtiğim benim olsun elbette gezdiğimi gördüğümü anlatacağım. Ancak yolu bu yöreye düşenlerin mutlaka buraya uğramasını temenni etmek de boynumun borcudur diye düşünüyorum. Buraya kadar gelmiş insanlara ceviz reçelini, çeşit çeşit peynirleri, farklı aperitifleri önermemin bir sakıncası yoktur diye umuyorum. Koskoca şehri sadece kahvaltı yapmak için gezdiğim sanılmasın. Van benim beklentilerimin çok üstünde gelişmiş bir şehir. Depremin yaralarını sarmış, tiyatro kafeleri, şiir dinletileri, oyun atölyeleri, çocuk eğitim merkezleri ile tam anlamıyla gelişmiş bir şehir olma yolunda ilerliyor. Üstelik şehrin entelektüel kesimi kafeler sokağına sürekli yeni bir soluk getirmek için uğraşıyor. İran’a yakınlığı açısından ise molla rejiminden bunalanların nefes alması için bulunmaz fırsat. Burası İranlılar için bir rahatlama merkezi. Şehri gezerken adım başı İranlı turistlere rastlamanız mümkün. Bana kalırsa şehrin tadını da onlar çıkartıyor. Buna kesin kararımı Tatvan üzerinden tekneyle Akdamar Adası’na ulaştığımda verdiğimi söyleyebilirim. Adanın kenarına kurulmuş şezlonglarda güneşlenen turistler, ülkemizin tadını bizden daha iyi çıkartıyor bana kalırsa. Bu mavilik, bu temiz ve tatlı su vatandaşlarımızın çoğu tarafından bilinmezken İranlı turistler serinlemenin yolunu bu şekilde bulmuş. Aynı zamanda tarihî adaya da bizden daha çok hâkimler diyebilirim. Akdamar Adası ve Akdamar Kilisesi’ni ziyaret eden kesimde Türk turistin yok denecek kadar az olması bunun acı bir göstergesi. Hep söylediğim bir şey var mükemmel bir ülkede yaşıyoruz ben de bunun kanıtı olan yörelere ayak basmanın mutluluğunu paylaşmaktan onur duyuyorum. Akdamar Kilisesi ise inancın insan ruhunu nasıl etkilediğinin en büyük göstergesi. Düşünsenize yüzlerce yıl evvel ulaşım imkânları bu kadar elverişli değilken bile insanlar inançları için küçücük bir adacığa bir manastır ve bir kilise dikmiş. Üstüne üstlük bu kiliseyi çepeçevre saracak nitelikte figürlerle dinî hikâyelerini aktarmışlar. Kilisenin etrafını saran kabartmaların bir öyküsü var. İçerisi ise şu an yıpranmış dahi olsalar fresklerle örülü. İnancını sanatla aktarmayı seçen Keşiş Manuel’in ince ruhuna hayran olmamak elde değil. Bu ince ruha ev sahipliği yapmış mekânda dolaşmak yolculuğumu anlamlı kılıyor. Tarihî bir mekânda gezerken mutlaka o tarihi mekâna dokunurum. Bunun sebebi ise benden önce burada var olmuş insanların aynı yere dokunmuş olma ihtimalidir. O an ruhlarımızın bir özdeşim kurduğunu hayal eder huzur bulurum. Burada da görevimi ifa ettikten sonra Akdamar Adası ile vedalaşıyorum. Daha çok vakit geçirmek istesem de vaktim kısıtlı olduğundan ilk tekne ile Tatvan’a oradan da Van merkeze ulaşıyorum. Buraya kadar gelmişken dünyanın hayran olduğu Van kedilerini görmeden dönmem mümkün değil elbette. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nin büyük özenle oluşturduğu Kedi Evi’ne büyük bir heyecanla ulaşıyorum. Bir miktar mama bağışıyla bembeyaz tüylü mavi yeşil gözlü dünya tatlısı bir sürü kedinin sizi karşıladığını düşünün. Kucağınıza daimi olarak bir beyaz yumak aldığınızı, öptüğünüzü, kokladığınızı düşünün. Bu tarif edilemez huzurla doluyor bütün ruhum. İşte bana yeryüzünde cennet hissini yaşatan anlardan birini de zihnime kazıyarak kedileri sevmeye, öpmeye doyamıyorum. Burada zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan baya zaman harcıyorum. Çoğalmaları sağlıklı yaşamaları beslenmeleri için gerekli özeni gösteren personele teşekkürlerimi ilettikten sonra buradan da ayrılıyorum. Kahvaltımı o kadar yoğun yapmışım ki akşam olmasına rağmen aklıma yemek yemek gelmiyor. Ancak çarşıdan almam gereken otlu peyniri almadan bu şehirden ayrılamayacağım için çarşıya uğrayıp havaalanına doğru yol alıyorum. Doğu şehirlerinin üçünü gördüğüm için mutluyum. Üstelik bu macerayı tek başıma yaşadım. Bu serüvenim sona ererken yeni yolculuklar için rota belirlemeyi ihmal etmiyorum.