• Ufuk Aykol

Galatasaray Mekteb-i Sultanisi

Radev’in hatıratı sadece Galatasaray Lisesi’nin tarihi değil, Tanzimat dönemi Osmanlı sosyal hayatının tarihi için de çok önemli bir kaynak.

Simeon Trayçev Radev’in İstanbul ve Galatasaray Lisesi yıllarını anlattığı hatıratı, Galatasaray Mekteb-i Sultanisi Resneli Bulgar Bir Talebenin Hatıraları 1879-1898 adıyla Georgi P. Konstandov’un çeviri ve acıkmalarıyla Kronik’ten Haziran 2018’te çıktı. Yedi bölümden oluşan eserin ilk dört bölümü, hatıratı okurun daha iyi anlayabilmesi için anıların geçtiği dönemi anlatıyor. Bu bölümlerde sadece siyasî tarih değil, genel çerçevede İstanbul’un, özelde ise imparatorluğun başkentindeki Bulgarların sosyal hayatı aktarılmış. Kısa olmaları ve yarı akademik bir dille yazılmaları hasebiyle okuyucuyu yormuyorlar.

İlk bölüm olan “19. Asır Boyunca İstanbul ve Çevresinde Cemaat Oluşturan Bulgarlar”da, İstanbul’da diğer gayrimüslim halklar gibi Bulgarların nasıl burada yer edindikleri ve “Bulgar Cemaati Birliği” adında bir topluluğu nasıl kurdukları anlatılıyor. Bu topluluğun 1848-1872 seneleri arasında neredeyse Bulgarların imparatorluktaki temsil organı hâline geldiğine özellikle değinilmiş. Bağımsız Bulgar Kilisesi’nin Kuruluşu” adlı ikinci bölümde, Osmanlı’nın “millet” sistemi ve dinî kimliğe bağlı olan bu sistemden Bulgarların milliyetçiliğin doğuşuyla nasıl rahatsız olduklarına değinilerek Bulgar Kilisesi’nin kuruluş hikâyesi anlatılmaktadır.


Üçüncü bölüm “Bulgar Cemaat Birliği İle Ekzarhane’nin Bulgar Gençlerinin Eğitimleriyle İlgili Çalışmaları”, İstanbul’da 1857 senesinde açılan ilk Bulgar okuluyla başlıyor. Nitekim bu okulun kurulmasının ardından devam eden faaliyetlerle İstanbul’un Bulgarlar için önemli bir millî eğitim merkezi hâline geldiği aktarılmış. Kısa bir bölüm olan “Askeri Tıp Okulu (Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane” adlı dördüncü bölümde de Tıbbiye’nin kısa tarihi, Bulgar öğrenciler açısından anlatılmış.


“Simeon Radev ve Erken Dönem Anıları” başlıklı beşinci bölüm, yazarın anılarının önemi ve hatıratını yazmaya karar verişi ile başlıyor. Radev’in çocukluğu ve Resne’de gittiği ilk mektep, Ohri’deki mektebi, Manastır ve burada okuduğu rüştiye, en nihayetinde de İstanbul’a yolculuğu kendi hatıratından pasajlarla yer almakta.


“Bulgarca öğretmenimiz Lev Ognenov ise Robert College mezunuydu; hali, tavrı ve davranışlarıyla çok farklı ve seviyeli bir ortamda yetiştiği hemen fark edilirdi! Ona hayrandım! Müthiş bir hitabet gücüne sahipti. Sonradan bu özelliğin Robert College’de verilen, topluluk önünde konuşma dersleri “Oratorical Contest!” sayesinde kazandırıldığını öğrendim.” (s. 55)


Radev’in Ohri’deki Bulgarca öğretmeni hakkında bu söyledikleri aslında İstanbul’a gelene kadar okuduğu mekteplerdeki hocaları açısından bir örnek teşkil etmektedir. Çünkü okuduğu mekteplerdeki öğretmenler hakkında her zaman olumlu notlar almış ve onların bilgili, iyi eğitimli olduklarına çoğu kez değinmiştir.


Altıncı bölüm olan “Mekteb-i Sultani Anıları” aynı zamanda kitabın en uzun bölümü. Radev’in okuldaki anılarında II. Abdülhamid döneminin siyasî ve toplumsal tarihinin bir panoramasını görmek mümkün. Soğuk ve çoğu zaman renksiz belge tarihçiliğinin aksine bu anıları okumak oldukça keyifli de. Radev, Galatasaray Lisesi’nde öğrencilerin tüm ihtiyaçlarının karşılandığını belirtiyor:


“Talebelerin mektepte hiçbir şey için ilgilenmeleri gerekmezdi. Lüzumlu her türlü elbise, iç çamaşırı, ayakkabı, kitap kâğıt, defter, kalem, mürekkep ve ders araç gereci, yönetim tarafından temin edilirdi. İki kat elbisemiz bulunurdu: daha sade olanı mektep binası içinde giyerdik, dışarısı için ise birer üniformamız vardı. Cumartesi öğleden önce, pazar günleri ise, bütün gün dışarıda kalabilirdik. Cumartesi günleri ütülü üniformalarımızı ve bir torba içinde de değiştirmek için gerekli iç çamaşırlarımızı yataklarımızın üzerinde hazır bulurduk.” (s. 64)


1897 Türk-Yunan Harbi sırasında İstanbul’daki ve okuldaki Rumların provokasyonları da Radev’in anılarında oldukça dikkat çekicidir: “Okulda milliyetçilik taslayan ve bunu alenen ortaya koyan talebeler de eksik değildi; bunlar fanatik Rumlardı! Bazen Türk talebeleri tahrik edecek kadar ileri gitmekten çekinmeyeler de çıkardı. Türk-Yunan Savaşı sırasında, galibiyetten o kadar eminlerdi ki alenen zafer çığlıkları atmaktan sanki tuhaf bir zevk duyarlardı! “O stolos elinikos”un, yani Yunan Donanması’nın benzersiz zaferler kazanacağını, haykırıyor, Türk askeri gemilerinin ise denizin dibini boylayacaklarını söyleyip Türklerle alay ediyorlardı! Türk talebelerin bu duruma içerlememeleri mümkün değildi ama hangi duygular içinde bulunurlarsa bulunsunlar bunları açığa vurmaz ve kavga çıkarmazlardı. Muhtemelen, ülkedeki rejim insanlara, şartlar ne olursa olsun, susmayı benimsetmişti!” (s. 80-81)


Yedinci ve son bölüm olan “Ekzarh Yosif’le İstanbul’da Görüşmem ve Onun Son Nasihatleri”, Radev’in velinimet olarak gördüğü Ekzarh Yosif’i ve onunla görüşmesini anlatıyor. Galatasaray Lisesi’nde ekzarhanenin sağladığı bursla okuyan her Bulgar öğrenci gibi Radev de Ekzarh Yosif’e çok yüksek saygı ve minnet duyuyordu.


Radev’in hatıratı sadece Galatasaray Lisesi’nin tarihi değil, Tanzimat dönemi Osmanlı sosyal hayatının tarihi için de çok önemli bir kaynak. Neşredilenin sadece hatıratının küçük bir kısmı olmasına üzüntü duymakla birlikte, tamamının da Türkçe’ye tercüme edilip yayınlanmasını diliyorum.


Ufuk Aykol

(212) 526 16 15 / 527 50 32

Divanyolu Cad. No:14

Sultanahmet / İstanbul

Anasayfa     Hakkımızda     Sayılar     Etkinlik     Yazılar     Basında Biz     İletişim