• Ömer Faruk Yazıcı

Gökçe Mehmet Ay ile Öykü ve Bilim Kurgu Üzerine

Bilim kurgu özellikle de Türklerin içinde olduğu uzay maceraları benim için bir meydan okuma aslında. Türk’ün, Türkçe isimlilerin uzayda maceralar yaşayabileceğinin altını çizmek istiyorum. Bu sayede bazılarında gözlemlediğim aşağılık kompleksini, kendini beğenmeme hâlini değiştirecek bir yolu göstermek dertlerimden biri.

Öykü yazarlığına nasıl başladınız?

Öykü yazmaya çizgi romanlarla başladım. Martin Mystere’nin başka maceralarını yazmaya çalıştım. ODTÜ BKFT ve Gülmece Topluluğu’nda yazmaya devam ettim. İlk öyküm Xasiork’un öykü kitabında çıkmıştı. Sonra oradan tanıştığım arkadaşların çıkarttığı Zifir adlı elektronik dergisine öyküler yazdım. Böyle de devam etti.


Sizi bilim kurguya yönlendiren etmen nedir?

Jules Verne ile başlayan okuma maceram, Asimov ile devam edip Ursula K. Le Guin’e varınca bilim kurgu ya da fantastik yazmamam mümkün değildi aslında. Edebiyat insan hâllerini ortaya koydukça etkileyici oluyordu. Ben de bu hâlleri daha iyi gösterebilecek durumlar arayışı içinde bilimkurgu, fantastik ve korku yazmaya başladım. Bilim kurgu özellikle de Türklerin içinde olduğu uzay maceraları benim için bir meydan okuma aslında. Türk’ün, Türkçe isimlilerin uzayda maceralar yaşayabileceğinin altını çizmek istiyorum. Bu sayede bazılarında gözlemlediğim aşağılık kompleksini, kendini beğenmeme hâlini değiştirecek bir yolu göstermek dertlerimden biri. Bilim kurgu yazmamın bir başka sebebi de sadece bilim kurgunun bana başka canlılar, dünyalar hayali kurma izni vermesi. Okuyucunun zihninde “Bu olabilir mi?” sorusunu oluşturmak arayışındayım.

Çeşitli dergi ve fanzinlerde öyküleriniz yayımlanmış. Dergiciliğin öykücülüğe olan katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eğer bilim kurgu, fantastik, korku ya da polisiye yazıyorsanız dergiler dışında şansınız yok gibi. Ne yazık ki öykü kitapları basan az yayınevi var. Üstüne üstlük sanki hayal kurmaktan korkmaya başlamışız gibi hep gerçekçi denen türde eserler basılıyor. Ana akım edebiyat dergileri kendilerini hapsettikleri türün içinde oynarken fanzinlerde heyecanlı işler yapılıyor. O yüzden fanzinleri, elektronik dergileri destekliyorum. Keşke dünyadaki benzerleri gibi aylık bir bilim kurgu, fantastik ve korku dergimiz olsa. Hatta keşke birer dergi olsa.


İleriye yönelik bir öykü kitabı projeniz var mı?

Farklı türlerde yazdığım için derli toplu bir koleksiyonum yok. Bir temaya ya da türe karar verip bir öykü dosyası hazırlamak istiyorum.


Edebiyat ve yazarlık ile mesleğiniz arasındaki disiplinler arası bağlantıyı nasıl yorumluyorsunuz?

Mühendislik ve mühendisler, her ne kadar belli sınırların içinde görülmeye çalışılsa da geniş ufuklara açılabilecek bir meslek. Üstüne akademisyenliği de eklediğinizde edebiyat bir anda yakınlaşıyor. Hatta mesleğim öykülerimi beslerken beklenmedik bir noktada öykülerim mesleğimi beslemeye başlıyor. Sonuçta insanlar bir hikâye arıyorlar. Öğrenciye konuyu anlatırken ya da bir proje raporu yazarken ortada bir hikâyeniz olmalı. İşte yazın çabam bana o hikâyeleri bulma konusunda yardımcı olacak yetenekler veriyor.


Kimleri okuyorsunuz ve kimlerden ilham alıyorsunuz?

Sir Terry Pratchett, John Scalzi, David Weber, Simon R. Green, Mark Lawrence, Martha Wells, Brandon Sanderson, Yoon Ha Lee, Jim Butcher, William Shea ilk aklıma gelenler. Pratchett’ın keskin zekasını, Scalzi’nin askerî bilim kurguya getirdiği insancıllığı, Weber’in kurduğu muhteşem hikâyeleri, Green’in mizahla korkuyu iç içe kullanma becerisi, Lawrence’ın acımasız gerçekçiliği, Wells’in insan olmayanı anlatışı, Sanderson’un dünya kurma becerisi, Ha Lee’nin şiirselliği ve Shea’nın sıradan kişilerin korkusunu anlatmadaki ustalığı ulaşmaya, geçmeye çalıştığım hedefleri oluşturuyor.


2019 Gio Ödülleri’nde “Yayımlanmamış Öykü” ödülüne layık görüldünüz. Bu ödül hakkındaki fikirleriniz ve duygularınız nelerdir?

Gio Ödülleri ilan edildiğinden beri ilgiyle takip ettiğim bir oluşum. Daha önce birkaç kere de öykülerimle katılmıştım. Birilerinin çıkıp türün varlığını, kenarda kalmadığını, önemli olduğunu bağırması gerektiğini düşünüyorum. Fabisad, Gio Ödülleri ile bunu başarıyla yapıyor. Umarım ömrü uzun olur ve yüzyıl sonra güneşin etrafındaki dyson küremizdeki bilgisayarlarda yaşarken de bu ödülü konuşuruz.


Ödüllendirmenin eser ve sanatçıya etkileri hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce gerekli mi?

Gio’ya ve başka ödüllere daha önce de başvurdum. Ödül alınca yazar değişmiyor. Aynı hâlde devam ediyor. Ancak yazma işi tek başına devam eden bir süreç. Arada yaptığınız işlerin iyi olduğunu birileri söylediği zaman mutlu oluyorsunuz. Bu geçici bir mutluluk. Oysa ödülün türe, okura daha önemli bir etkisi var. Ortada bir ödül olduğu zaman, okur aralarından en iyisi seçilebilecek kadar çok eser olduğunu görüyor. Bu yazarın alacağı keyiften daha önemli.


Ömer Faruk Yazıcı

(212) 526 16 15 / 527 50 32

Divanyolu Cad. No:14

Sultanahmet / İstanbul