• Almira Koç

“Dedem Korkut'un Kitabı”nın Adlandırılması Üzerine Bir İnceleme

Esere göre baktığımızda Dede Korkut ya da Korkut Ata, Hz. Muhammed zamanına yakın bayat boyundan kopan, oğuzların tamam bilicisi, ne derse olan, gaipten türlü türlü haberler veren, Tanrı’nın gönlüne ilham veren bir evliya olarak tanıtılır.

Geçtiğimiz ay UNESCO Dünya Somut Olmayan Kültür Mirası Temsili listesine giren Dede Korkut Kitabı yüzyıllar boyunca Türklerin yaşadığı topraklarda anlatıla gelmiştir. Günümüzde de Dede Korkut Kitabı’nın üzerine yapılan akademik çalışmalar Türk Cumhuriyetlerinin hemen hepsinde yaygındır. Millî destanların bu kadar güçlü olmasının sebebi, o milletin kolektif bilinçaltını oluşturması ve millî birlik ve beraberliği canlandırmasından ileri gelir. Dede Korkut Kitabı’nda yer alan destanlar da anlatıldığı ve yazıya geçirildiği yıllardan beri Türk milletini bir arada tutmuş, zor zamanlarında dayanağı olmuş Manas, Oğuz Destanları gibi önemli bir millî eserdir. Bununla birlikte Dede Korkut Kitabı’nı diğer eserlerden ayıran ve Fuad Köprülü’nün “Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut’u öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar.” cümlesini kurmasını sağlayan özellikleri mevcuttur.

Tam adı “Kitab-ı Dedem Korkut Âlâ Lisan-ı Taife-i Oğuzan” olan eser ilk olarak Von Diez’in “Denkwürdigkeiten von Asien” adlı eserinde (Berlin und Halle, 1815) Tepegöz adlı hikâyeyi çevirmesiyle Dresden Kitaplığının yazmalarının arasından gün ışığına çıkar.[1] Tam olarak tanınması ve araştırıcıların dikkatlerini üzerine çekmesi ise Kilisli Muallim Rıfat’ın Berlin nüshasına dayanarak bu eseri yayımlaması sayesinde olur.[2] İşte yayımlandığı tarihten beri tekrar tekrar çalışılan ve dikkatleri üzerine toplayan bu eserin, bu kadar dikkat çekmesinin nedeni ise Türklerin İslamiyet’e geçişi sırasında yaşadığı sosyolojik ve kültürel özelliklerini göstermesi, dil özellikleri, içerdiği folklor unsurları ve daha birçok özelliği açısından tam bir kültür hazinesi olmasındandır. Yıllar boyunca üzerinde çalışılsa da hâlâ incelenecek çok fazla özelliği olması, farklı yaklaşımlara cevap verebilmesi ne kadar çok yönlü bir eser olduğunu da ortaya koyar. Bugün benim ele almak istediğim konu da bu eserin çok yönlülüğüdür. Bir duralım ve düşünelim. Dede Korkut Kitabı ile ilk ne zaman ve nasıl tanıştınız?


Karşınıza Dede Korkut'un Masalları olarak mı çıktı, Dede Korkut Hikâyeleri olarak mı yoksa Dede Korkut Destanları olarak mı? Bu isimlerden de görüleceği üzere Dedem Korkut’un (Dede Korkut, Korkut Ata vb. çeşitli isimlerle anılmıştır.) anlattıkları çeşitli türlerle ifade edilmeye çalışılmıştır.

Eserin her bölümü konusuyla alakalı olarak bir boy olarak adlandırılır. Bazı boylarda olağanüstü motiflere rastlayabiliriz. Bazı boylar daha çok günlük hayatın içindeyken bazı boylar da içerdikleri kahramanlık hikâyeleriyle adeta bir destan gibidir. Sanıyorum ki birbirinden ayrı olan ama ortak kişiler ve öğeler barındıran bu kitabın bu ayrı ayrı boyları sayesinde eser çeşitli isimlerle adlandırılmıştır. Öncelikle ilk sorumuz şu Dede Korkut kimdir?


Esere göre baktığımızda Dede Korkut ya da Korkut Ata, Hz. Muhammed zamanına yakın Bayat boyundan kopan, Oğuzların tamam bilicisi, ne derse olan, gaipten türlü türlü haberler veren, Tanrı’nın gönlüne ilham veren bir evliya olarak tanıtılır ve genellikle kitabın sonunda ortaya çıkan boy boylayıp soy soylayan, hana ve halka öğütler veren, kahramanlık gösterip kendisini ispat eden yiğitlere isimler veren kişidir.[3] Bu özelliklerine baktığımızda kitabın adına, ismini vermesi şaşırtıcı değildir çünkü anlatılan boyların kilit isimlerinden biridir. Dede Korkut hakkında tüm Türk topluluklarında çeşitli efsaneler anlatılmış, Türkler tarafından benimsenmiş bir kimsedir. Burada daha anlatamadığımz nice özellikleri vardır ki başlı başına bir akademik çalışma konusudur. Genellikle aksakallı olarak ve elinde bir kopuzla tarif edilen Dede Korkut sözlü ve yazılı kaynaklara göre ozanların piri ve kopuzun yaratıcısıdır. Zaten boy boylayıp soy soylaması elinde kopuzuyla konuşarak halka öğütler vermesinden ileri gelir diyebiliriz ki bu bölümler eserde genellikle mensurdur. Eserin tamamen manzum olmayıp mensur kısımları da olması ona destandan çok halk hikâyesi biçimini kazandırır.[4]


Dede Korkut hakkında az çok bir şeyler bildiğimize göre şimdi, asıl konuya geçelim. Dede Korkut kitabının bazı boylarının olağanüstü motifler içerdiğini söylemiştim. Basat’ın Tepegözü Öldürdüğü Boy, Duha Koca Oğlu Deli Dumrul Boyu olağanüstü motifler açısından aklımıza gelen ilk boylardır. Peri kızı ile çobandan doğma olan Tepegöz ile Oğuzlar arasındaki mücadelenin söz konusu edildiği ilk bölümde halk masallarımızda da oldukça yaygın bir biçimde gördüğümüz Tepegöz’ün eserde kendisine yer bulması, Dede Korkut Masalları diye adlandırılmasında etken olmuş olabilir. Bununla birlikte sözünü ettiğimiz ikinci boyda Azrail’e meydan okuyan ve bunun sonucunda çeşitli şeyler yaşayan Deli Dumrul’un anlatıldığı bölümde Azrail ile birlikte içerdiği olağanüstü motifler de bu adlandırmaya sebep olmuş olabilir. Olağanüstü motifler ise sadece bu boylarda yer almazlar. Kitaptaki metinlerin çoğunda olağanüstü bazı motifler görmek mümkündür.


Hikâye olarak adlandırılmasının sebebi olarak da günlük hayattan, sosyal ve siyasi yaşamdan taşıdıkları izler ön plana çıkar. Örneğin Dirse Han oğlu Boğaç Han boyu bu açıdan örnek verilebilir. Bu boy da ilk olarak Dirse Han ile hanımının bir çocuk sahibi olamadığını bu nedenle gittiği bir toyda kara otağa oturulan Dirse Han’ın bu duruma çok öfkelendiğini görürüz. En basitinden bu olay bile sosyal hayatta çocukların ne kadar önemli olduğunu, soyun devamının önemini ve Türkler tarafından bu durumun nasıl karşılandığını gösterir. Boyun devamında hanımına danışan ve ona kızan Dirse Han, eşinin sözleri üzerine büyük bir otağ kurdurur, ihtiyaç sahiplerini giydirir ve yedirir. Onların hayır duasını alır, kendilerinin de ettiği dualar sonucu bir erkek çocukları olur. Bu boyda sosyal hayat dışında, oynadıkları oyunlar, yedikleri yemekler, içtikleri kımızlar, söyledikleri atasözleriyle günlük hayata dair taşıdığı birçok izle birlikte folklor unsurları içerir. Ayrıca İslamiyet’e geçişin izleriyle beraber Şamanizm kültürünün izlerini de bir arada görmek mümkündür.

Destan olarak adlandırılmasına gelirsek yukarıdaki motiflerin çoğu destan motifleri içerisinde de yer alır. Destan içlerinde en kapsayıcı isme sahip olanı olduğundan olsa gerek daha çok Dede Korkut Destanları olarak anılırlar. Destanların öne çıkan özellikleri genellikle epik olması, fiziksel yönden kuvvetli olan yiğit kişilerin, destana sahip milletin tüm iyi karakteristik özelliklerini kendisinde toplamasıdır. Bu açıdan bakıldığında Dede Korkut’un isim verdiği yiğitlerin bu özellikleri taşıdığını korkusuz, güçlü ve zeki olduklarını görürüz. Türk destanlarında görülen alp tipi yerine, eserde İslamiyet’e geçiş nedeniyle alperen tipine geçiş görülür. Sadece fiziksel güç ile değil de zekâlarını (hileler yoluyla, bknz: Basat'ın Tepegözü Öldürdüğü Boy) kullanarak düşmanlarını yenmeye çalışmaları da Türk Destanları açısından ilgi çekicidir.


Sonuç olarak, boylarda yer alan motifleri de göz önüne aldığımızda eserin ne kadar çok yönlü olduğu, bir kalıba sığdırmanın ne kadar zor olduğu ortadadır. Bence eseri kendi isminde de geçtiği gibi Dede Korkut Kitabı olarak nitelendirmek, özellikleri de dikkate alınırsa en doğru yaklaşım olacaktır. Nasıl nitelendirilirse nitelendirilsin, Dede Korkut Kitabı tarihimizdeki en önemli kaynaklardan biridir, kıymeti bilinmeli ve korunmalıdır.

[1] Orhan Şaik Gökyay, Dede Korkut Hikayeleri ve Önemi [2] Orhan Şaik Gökyay, Dede Korkut Hikayeleri ve Önemi [3] Evrim Aksoy, Dede Korkut Kitabı'ndaki Tipler Üzerine Bir İnceleme, Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi.

[4] Detaylı bilgi için bknz; Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı Almira Koç

(212) 526 16 15 / 527 50 32

Divanyolu Cad. No:14

Sultanahmet / İstanbul

Anasayfa     Hakkımızda     Sayılar     Etkinlik     Yazılar     Basında Biz     İletişim