Atların Destanı : Akhak Kola/Akhak Kula

"Başkurt halkı kendi etnik varoluşuna göre, çok eski Türk kavimlerinden biri sayılmaktadır. Birçok farklı uruk ve kabileden oluşan Başkurt milleti, yüzyıllardır süren oluşum sürecinde Türkçe konuşmuş ve çok eski dönemlerden itibaren Ural- İdil havzasında yaşamış diğer kavimler ile kaynaşmışlardır."*

Türk destanlarına baktığımızda savaşçı, erdemli ve yiğit kahramanın her daim yanında olan, ona yardım eden en yakın yoldaşının atı olduğunu görürüz. Kahraman nasıl halktan ayrı bir statüye sahipse, nasıl doğumu ve ad alışı olağanüstülüklerle örülü ise kahramanın atı da diğer atlar arasından sıyrılan bir attır. Genellikle oldukça zeki, çevik ve güçlü olan bu atlar olağanüstü özelliklere sahip olabilirler (kahramanın başı derde girdiğinde, ne yapacağını bilemediğinde konuşup ona yol göstermek gibi). Söz konusu bu atlar tıpkı kahramanlar gibi soylu bir geçmişe sahi olan, yılkının başında olan, genellikle sadece kahramana itaat eden vahşi atlar olarak karşımıza çıkar. Gerek dünya destanlarına gerek Türk destanlarına bakacak olursak kahramanlar atları ile anılır (Köroğlu-Kırat, Hz. Ali- Düldül vb.), atlarının üzerinde yaşar ve atlarıyla birlikte ölürler. Aklınıza gelen destanlara şöyle bir göz atacak olursanız kahramanın atının da oldukça detaylı bir şekilde tasvir edildiğini, destanların bazı parçalarında bu soylu atların övüldüğünü göreceksiniz. Zaten Orta Asya'da yapılan arkeolojik kazılarda mezarlarda görülen at figürleri, kahramanın sembolik olarak atıyla birlikte gömüldüğünü göstermektedir. Peki atlar bu kadar önemliyken, kahramanın bu kadar yanı başındayken atların merkezde olduğu bir anlatı yok mu? İşte bu soruya Başkurt Türklerine ait destanların bir araya toplandığı Başkurt Destanları 1 isimli kitapta geçen Akhak Kula destanını göz önüne alarak evet, var diye cevap verebiliriz.


Kitapta yer alan en kısa destanlardan biri olan Akhak Kula destanı, atları ön plana alması bakımından ilgi çekici geldi bana. Bu nedenle sizlerle de paylaşmak istedim. Anlatıya göre, bir zamanlar Şülgenkülden çıkan değerli bir yılkıya ait bir kısrak vardır. Kulunlama (eşek ve atların yavru doğurması gibi bir anlamı var) zamanı geldiğinde bu kısrak ortalardan kaybolur. Bir gün bu kulunlama döneminde sahibi kısrağı takip eder ve görür ki kısrak atalarının yurdu olan Şülgenkül'ün derinliklerine gider (Şülgen gölü olarak da bilinir). Kısrağın ataları Türk mitoloji metinlerinde Tulpar olarak karşımıza çıkan, konuşabilen, uçabilen olağanüstü özelliklere sahip olan atlardır. Dolayısıyla söz konusu olan bu kısrak yavrusunu doğurmak için gölün içerisine atalarının yanına gider. Nihayet yavrusuyla beraber gölden çıktıklarında sahibi karşılarına çıkar. bu ani çıkış ile anne kısrak ile yavru kısrak farklı yönlere kaçışırlar. Anne kısrak göle girmeye başarır ama yavru ayaklarını burkar ve sahibe yakalanır. Ama bu yaralanmadan ötürü hep aksayan ayaklara sahip olacaktır. Bu nedenle ona Akhak Kola adını verirler, cins bir at olarak da görmezler. Zavallı Akhak Kola büyüdüğü zaman onu sürüye almazlar, ağır işlerde çalıştırırlar ve yaz kış yük bindirirler üstüne. Akhak Kola bu durumdan şikayetçidir, şöyle sızlanır durur:


"Yaz da bana binerler,

Güz de bana binerler,

Akhak kola, ben zavallı,

Kuru kazığa bağlarlar,

Eziyet ederler

Akhak Kola, ben zavallı,

Yaz da belim büküldü,

Güz de belim üzüldü

Akhak Kola, ben zavallı

Kuru kazığın kutu yok,

Kaburgamın eti yok,

Akhak Kola, ben zavallı."


Akhak Kola, işlerini yaparken böyle sızlanır durur. Derken, bir gün sahibinin yurdunda toy yapılır. Herkes eğlenirken, bizim Akhak Kola yılkı sürüsüne gider, akranlarını da peşine alır dağlara doğru kaçar giderler. Destanın bu kısmında atların kaçışını anlatan satırlar, dönemin gündelik yaşamına dair de ipuçları vermesi bakımından ilginç ve önemlidir. O yüzden bu kısma da yer vermek isterim.



"Gürleyip yeller esende,

Şarlayıp yağmur yağanda,

Gelinler suya varanda,

Kaynanalar fal açanda,

Beyler beygir çapanda,

Yiğitler ok atanda,

Atıp şunkar alanda,

Töreler toy edende,

Gelinler suya gidende,

Kızlar nakış edende,

Bikeler bezenip duranda,

Sultanlar erinip yürüyende,

Cariyeler kımız yapanda,

Hanlar kımız içinde,

Gürleyip toylar edende,

Çayır dolu yılkının

Ayrılıp gitmiş altısı,

Altısı değil, yarısı."


Görüldüğü üzere, yukarıdaki satırlarda gündelik yaşama dair ipuçları görülmektedir. Toylarda cariyeler tarafından hazırlanan kımızlar içilmekte, gelinlerin ve bekar kızların yaptığı işlerle, yiğitler ve beylerin yaptığı işler farklılıklar göstermektedir. Bir tür hiyerarşik düzen ve iş bölümü görülmektedir. Destanın bu kısmından sonra atların yokluğunun fark edilir. Bunun üzerine önce giden atlar tasvir edilir. Ardından Akhak Kola'nın sahibinin sarı bir ata binip, yanına da Kara yorga binen Karağol adlı bir yoldaşını aldığı ve kaçan yılkının peşine düştüğü görülür. Bu ikisi böyle sürüyü ararken bir yurda denk gelirler. Güzel bir kız karşılarına çıkar, yılkının sahibine derdini sorar, attan inip yanına gelmesini, kımız hazırladıklarını, yemek yemesini, içmesini, uyuyup dinlenmesini sonra yola devam etmesini tavsiye eder. Ama bizim sahip buna yanaşmaz, bunun üzerine bu kız da ona yolu tarif eder ve sahip ile yoldaşı yolda devam ederler. Bu arada ne hikmetse sahibinin gelişi bizim Akhak Kola'nın düşüne girer. Akhak Kola gördüğü düşü, arkadaşlarına şöyle anlatır:




"Bu gece ben düş gördüm,

Kayış gibi şiş gördüm,

Şiş başında ot gördüm,

O, nedir yaranlar?"




Bunun üzerine sürüdeki diğer atlar onun bu düşünü kötüye yorarlar. Bu kötü yorumun üzerinden çok geçmeden yılkının sahibi ve yoldaşı atların yanına varır. Sahibin geldiğini gören atlar hemen Akhak Kola'nın yanına gelir ve şöyle derler:


"Aha geldi, ağa oğlu,

İşte geldi, ağa oğlu,

Yanında var bir kulu

Kara yaka Karağol.

Şimdi nasıl yapalım,

Hangi tarafa gidelim?

Azdıran da sen oldun,

Tozduran da sen oldun!

Akhak Kola ihtiyar dost,

Hangi yöne gidelim?"


Atların bu sorusu bize Akhak Kola'nın yeni statüsü hakkında da ipuçları verir. Sahibinin yanında herhangi bir değer görmeyen, yük atı olarak çeşitli eziyetlere kalan Akhak Kola, kaçmasını sağladığı bu sürünün içinde bir ihtiyar, bilge tip olarak karşımıza çıkar. Destanın ilk kısmında kaybolan atların tasvirlerinden sürüdeki her bir atın değerli ve soylu olduğunu biliriz, Tulpar soyundan gelen Akhak Kola ise aslında bu atların içinde en soylusudur ama yaralı ayaklarından ötürü bu statüsü ona verilmez. Atların kaçmasına yardım ettikten ve akranlarıyla dağda çayırda özgürce yaşadıkları bu dönemde ise hem soyundan ötürü, hem bu işi akıl eden kişi olmasından ötürü hem de yaşından ötürü saygın bir statüye sahip olur. Lider işlevini üstlenir.


Bunun üzerine Akhak Kola, gelen kişilerin atlarına bakar, o atların özelliklerini dile getirir ve bu bağlamda sürüye Karağol yanından gitmelerini önerir. Bu şekilde hareket eden sürü Karağol'un tarafından gitmeye çalışır ama başaramazlar. Tekrar Akhak Kola'ya ne yapmaları gerektiğini sorarlar. Bunun üzerine Akhak Kola yine ağa oğlu tarafından değil, Karağol tarafından gitmelerini önerir. Onun bu tavsiyesi üzerine atlar kişneyip koşmaya başlar ve kaçıp kurtulurlar. Bunun üzerine ağa oğlu (sahip) Akhak Kola'nın peşine düşer ve ona yılkıyı toplayıp geri dönmesini söyler. Bunun üzerine bizim Akhak Kola, dile gelip sahibine şöyle der:


"Yaz da bana binersin,

Güz de bana binersin,

Kuru kazığa bağlamışsın,

Kaburgamı sayarsın.

Yaz da belim bükülmüş,

Güz de belim üzülmüş,

Kuru kazığın kutu yok,

Kaburgamın eti yok."



Onun bu sözleri üzerine ağa oğlu yine dönmesi için onu çağırır ama Akhak Kola dinlemez. ama nihayetinde ağa oğluna "Bizi göndermeyecek olursan, döneriz" der. Ağa oğlu onun bu isteğine razı olur ama Akhak Kola inanmaz. Ondan "yer kazıp ant içmesini" ister. Bunun üzerine ağa oğlu onu dinler ve ant içer. Akhak Kola da bu ant üzerine atları toplar ve sahibin yanına gelir. Bunun üzerine sahibi andını bozar, Akhak Kola'nın sırtına bir ok atar. Ok Akhak Kola'nın kuyruğundan girip kulak deliğinden çıkar gider. Böyle olunca Akhak Kola sahibini o zedelenen ayağıyla teper ve ağa oğlu düşer, ölür. Destan ise şu cümleyle biter; "Niçin dersen, andı başına düşmüş şimdi". Böylelikle andını tutmayan, atına değer vermeyen, zalim ağa oğlu ölür, Akhak Kola ve atlar özgür kalır ve destan biter.


Destanın sonu, Akhak Kola'nın yaşadıkları göz önüne alındığında destanın at ile sahibi arasındaki güveni, ilişkiyi iyileştirmek, atın önemini ve ona nasıl davranılmaması gerektiğini göstermek, ant içmenin ne kadar ciddi bir şey olduğunu ortaya koymak ve en önemlisi kötülüklerin her daim cezalandırılacağını göstermek için anlatıldığı söylenebilir. Kahramanlar ve onların maceralarına dair çok fazla destanla karşılaştık, peki atlar ve onların macerasını içeren bu destan hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Bence destan birçok yönden incelenmeye değer ve oldukça ilginç bir destan. Siz de fikirlerinizi yorumlarda belirtebilirsiniz. Okuduğunuz için teşekkür ederim.


Kaynak:

Hazırlayanlar: Ahmet Suleymanov, Gaynislam İbrahimov, Metin Ergun, Aktaranlar: Metin Ergun, Gaynislam İbrahimov, Feride Aetbaeva, Mehmet Yasin Kaya, "Başkurt Destanları 1, Mitolojik Destanlar, " Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2014

*Aynı eser, s.11-12'den alınmıştır.

Not:

Metin görselleri içerisinde yer alan yılkı at fotoğrafları leventisikli.com ve cekergezer.com'dan alınmıştır. Kapakta kullanılan Akhak Kola'yı temsilen kullandığım görsel ise fineartamerica.com'dan alınmıştır.


Almira KOÇ

(212) 526 16 15 / 527 50 32

Divanyolu Cad. No:14

Sultanahmet / İstanbul