Arketipsel Bir Yolculuk: Perseus'un Yolculuğu

Persesus'un yolculuğu Antik Yunan mitolojisinde karşılaştığımız en bilinen ve macera dolu yolculuklardan biridir. Kahramanın yolculuğa başlamasından, aştığı engeller ve bu yolculuğun sonlanmasına kadar tam bir kahramanlık miti örneği sergileyen bu anlatı, farklı okumalara da oldukça açıktır.

Arketip kelimesi aslında Antik Yunan filozoflarının kullandığı "arkhe" kelimesinden gelir. Hatırlayacak olursanız, Antik Yunan filozofları (doğa filozofları olarak da bilinir) varlığın ilk maddesi üzerinde düşünüp, bu meseleye de kafa yormuşlardır. İşte bu ilk madde, köken, varlık "arkhe" kelimesiyle ifade edilmiştir. Latince kökenli bir kelime olan arkhe, başlangıç, köken gibi anlamlara gelmektedir. Kimi ilk maddenin ateş olduğunu ileri sürerken kimi bu maddenin toprak, hava ya da su olduğunu söylemiştir.

Bizim bugün kullandığımız arketip kelimesi ise Carl G. Jung psikoloji çalışmalarında "archetype" kelimesiyle ileri sürdüğü düşüncelerden gelmektedir. Günümüzde arketip çalışmaları denilince ilk akla gelen isim Carl G. Jung'dur. Jung, arketiplerin insanlık tarihinin en eski ve en evrensel düşünce kalıpları olduğu söyler. Ona göre arketipler, insanlığın ortak bilinçdışında var olan ve kuşakların kalıtımla birbirine aktardığı bilgilerdir (Tokyay, 2015). Bu açıklama bizi şu sorulara götürür; ortak bilinçdışı nedir, bu en eski evrensel kalıplara verebileceğimiz örnekler nedir?


Bilinçdışına dair ilk çalışmaları Freud'un yaptığını biliyoruz. Jung da bir süre Freud ile çalışmış fakat çalışmaları farklılık göstermiş, Freud'un bazı çalışmalarına karşı çıkmış, bunun neticesinde de birlikte çalışmayı da bırakmışlardır. Jung'un çalışmalarındaki en önemli farklılıklardan biri ortak bilinçdışı kavramını ileri sürmesidir. Hepimizin kişisel deneyim ve algılarının oluşturduğu bir bilinçdışının varlığını biliyoruz. Jung bu bilinçdışı haricinde, bir millet, topluluk, insan olarak da sahip olduğumuz ortak bir bilinçdışının varlığından bahseder. Mitlerde gördüğümüz benzerliklerin en önemli sebeplerinden biri de bu mitlerin ortak bilinçdışından beslenmesi olduğunu ileri sürer. Yukarıdaki açıklamada söylendiği gibi atalarımızın travma ve deneyimleri, kalıtımsal yolla kuşaklar boyunca aktarılır, bu durum da ortak bilinçdışını besler. Örnek vermek gerekirse karanlıkla alakalı hiçbir travma ya da deneyimi olmayan biri neden karanlıktan korkar, ya da neden mitlerde toprak hep anneyi, dişi temsil eder. Gök neden hep yücedir? Bu gibi soruların cevaplarını ilksel ilk imgelere yani arketiplerle bağlantı kurarak verir.


Jung'un gerek tasavvufi anlatılarda gerek kahramanlık mitlerinde gerekse kişisel gelişimimizde en sık kullandığımız arketiplerden biri bireyleşme arketipleri diyebileceğimiz arketiplerdir. Bu arketipler kahramanın (bireyin) yolculuğunu çeşitli sembollerle ifade eder. Jung'a göre bu yolculuklar semboliktir ve kişinin kendini gerçekleştirme arzusunu ifade eder.


İşte Nefrin Tokyay, Pan Yayıncılıktan çıkan Perseus'un Yolculuğu -Mitler, Arketipler ve Semboller isimli kitabında Perseus'un Yolculuğunu Jung'un bireyleşme arketipleri başta olmak üzere arketipler bağlamında incelemektedir. Tokyay, kitabın ilk bölümlerinde mitos ve mit kavramının kökeni üzerinde durduktan sonra, mitleri yeniden okumanın önemi, nasıl yeniden okuyabileceğimiz üzerinde durmuştur. Daha sonra ortak bilinçdışı kavramı ve ortak bilinçdışının sembolleri üzerinde durmuş, ardından Persesus miti derli toplu olarak okuyuculara sunulmuştur. mitin bu genel özetinin ardından kahraman mitleri ve arketipinin genel hatlarından bahsetmiştir. Bu bölüme kadar aslında okuyucu, mitlerin, kahramanları ve arketiplerin dünyasına hazırlanmakta, bu yolculuğu arketipler bağlamında anlayabilmek için gereken en temel bilgiyle donatılmaktadır. Bu bölümün ardından asıl yolculuğa başlıyoruz. Perseus'u Okumak: Kahramanın Geçirdiği Aşamalar ile Arketipler ve Sembollerin Açılımı.


Gelin bu yolculuktaki bazı semboller üzerinde durmadan önce Perseus mitini kısaca bir hatırlayalım. Argos kralı Akrisios'un tahtını devredecek bir oğlu yoktur, sadece Danae adında bir kızı vardır. Bu nedenle gelecekte tahtını bırakabileceği bir torunu olup olmadığını öğrenmek için kehanetleriyle ünlü Delphoi tapınağına gider. Burada tahtını bırakacağı bir torunu olacağını fakat bu torunun büyüyünce kendisini öldüreceğini öğrenir. Bu kehaneti öğrenince şaşırır ve üzülür. Ölümden korktuğu için düşünüp taşınmaya başlar. Kızını öldürmeyi de tanrıları kızdırmayı da istemez. Bu nedenle kızını erkeklerden uzak tutmak için yeraltında demirden bir oda yaptırır ve kızını bu odaya kapatır. Amacı kehanetin gerçekleşmesini önlemektedir. Demirden yapılmış bu odada her yer kapalıdır, sadece tavandan içeriğe ışık ve hava girmesi için küçücük bir delik bırakılmıştır. Danae burada günlerini geçirirken her şeyi gören ve çapkınlığıyla bilinen Zeus, Danae'yi görür ve onun güzelliği karşısında ilk görüşte âşık olur. Hiç kimsenin giremeyeceği o küçük delikten altı yağmuru şeklinde geçerek Danae ile birlikte olur. Bu birliktelik sonucunda Danae hamile kalır, Akrisios bunu duyunca çok öfkelenir, çocuğun Zeus'tan olduğuna da inanmaz. Kehanet gerçekleşir, çocuk doğar. Bu nedenle ona yıkıcı anlamına gelen Perseus ismi verilir. Akrisisos, kızını ve torununu bir sandığa koyar ve denize attırır. Sandık, Seriphos ülkesinin kıyılarına doğru sürüklenir ve orada Diktys isimli bir balıkçı tarafından bulunur. Diktys, Seriphos ülkesi kralı Polydektes'in abisidir ama balıkçılık yaparak geçinmektedir. Diktys ve karısının çocukları yoktur bu nedenle Danae ve Perseus'a sahip çıkarlar ve hep birlikte yaşamaya başlarlar. Perseus büyür ve o da Diktys gibi balıkçı olur. Kral Polydektes bir gün Danae ile karşılaşır ve ona âşık olur, evlenmek ister. Danae kralın aşkına karşılık vermez, bu durumu fark eden Perseus annesini yalnız bırakmamaya çalışır. Bu nedenle kral amacına ulaşmak için bir plan düşünür. Öncelikle Perseus'un da olduğu bir toplantıda bu hayatta en çok istediği şeyin, Gorgon'lardan birinin başı olduğunu söyler. Gorgon'lar yılan saçlı, kanatlı ve domuz dişli yaratıklardır. Üç kız kardeştirler ama bu kızlardan ikisi ölümsüz sadece bakışlarıyla taşa çeviren Medusa ölümlüdür. Kral daha sonra başka biriyle evleneceğini duyurur, dostlarından evleneceği kadının ailesine sunmak için en hızlı atlarını getirmelerini ister. Perseus'un bir atı yoktur ama düğün için en değerli hediyeyi getireceğini söyler.

Böylece Perseus'un Medusa'ya ulaşacağı yolculuk başlar. Zeus tanrılardan ona yardım etmesini istemiştir. Bu yüzden tanrılar toplanır. Hermes kanatlı sandaletlerini, Athena parlak kalkanını, Zeus da bir elmas kadar sert ve keskin kılıcını ödünç verir. Bir gün yolculuğu sırasında Hermes Persesus'un karşısına çıkar, ona bu sihirli nesneleri verir. Perseus içine alan nesnelerin şekline giren tılsımlı bir torba olan kibisisi de bulmalıdır, Medusa'nın başını bu torbaya koyabilecektir. Bu yüzden önce Grai'ler olarak bilinen ve tek bir gözü nöbetleşerek kullanan üç kız kardeşin yanına gider. Herms onların yanında nasıl davranması gerektiğini ona söyler. Grai'lerden torbanın yerini öğrenen Perseus, Kuzey nymphe'lerinin yanına gider, onlarla vakit geçirir ve torbayı alır. Ardından Gorgon'ların yerine doğru gider. Athena'nın kalkanını bir ayna gibi kullanarak onların ne yaptığını gözlemler, ardından uygun bir anda Medusa'nın başını keserek oradan kaçar. Dönüş yolunda ülkesi ve annesi için bir ejderhaya kurban olarak sunulan Andromeda'yı görür ve ona âşık olur. Ejderhayı öldürüp Andromeda'yı kurtaran Perseus bunun sonucunda onunla evlenir ve karısını da alarak Seriphos'a geri döner. Bu sırada annesi kral Polydektes'i yine reddetmiştir bu nedenle çok öfkelenen kraldan kaçmak için onun giremeyeceği bir tapınağa sığınmış beklemektedir. Perseus bu durumu öğrenince kral ve arkadaşlarının yanına gider Medusa'nın başını getirdiğini syler, onların alaycı gözleri Medusa'nın başını görür görmez taş kesilir. Böylelikle Perseus Diktys'i kral yapar ve annesini alıp Argos'a geri döner. DÖndüklerinde kralın torununun geleceği haberin ialınca kayıplara karıştığını öğrenirler. Tam da o sırada ölen birinin ardından cenaze oyunları düzenlenmektedir, bu oyunlara Perseus da davet edilir. Perseus diski atar, disk yön değiştirir ve orada olduğunu bilmediği dedesini öldürür. Kehanet gerçekleşmiş, Perseus istemeden de olsa dedesini öldürmüştür. Bu nednele üzülen Perseus kuzeniyle krallıkları değiştirmeyi teklif eder ve mit de bu şekilde sona erer.


Görüldüğü üzere bu mit, bir kahramanın yolculuğunu anlatır. Dolayısıyla kahraman arketipi bağlamında incelenmelidir. Tokyay, bu bağlam çerçevesinde inceler ve ortaya oldukça ilginç sonuçlar çıkar. Kitabı keyifle okurken bir yandan da çok şey öğreneceğinizi düşünüyorum. Kitapta yer alan bazı arketip ve sembollerin açıklamasına dair birkaç örnek vermenin size kitapla ilgili daha çok bilgi sağlayacağını düşünüyorum.


Örneğin yeraltındaki oda şu şekilde açıklanmaktadır: "Danae kendi isteğiyle değil babasının zoruyla hapsedilmektedir. Yeraltında demirden bir oda babanın veya Perseus'un dedesinin bilinçdışına giden yola koyduğu bir engel olarak görülebilir. Danae'nin babası aslında onun bilinçdışına ve dolayısıyla kendini gerçekleştirmesine giden yolu kesmiş görünmektedir. Mitin işaret ettiği simge/sembol hiçbir şeyin içeri girmesine izin verilmeyecek kadar sağlam, demirden yapılmış yeraltında bir odaya kapatılan bakire bir kızdır. Bu resme biraz daha yakından baktığımızda, anaerkil düzenin değişmesiyle birlikte erkeğin kadının cinselliğini denetim altına aldığı ilkel toplumla karşılaşırız."


Perseus'un Medusa'nın başını getirmek için çıktığı yolculuk ise şu şekilde özetlenmektedir: " Ergen erkeğin bireyleşme ve erkekleşme süreci; kadın toplumundan erkek egemen toplumuna geçişin, yılanlı tanrıça veya Medusa, gibi güçlü simgeleri; insanın gölge yanıyla yüzleşerek onları tanıması ve dizginlemesi; çeşitli sınavlardan geçerek arınması ve erginlenerek insan olma süreci; erkeğin içindeki kadın olan animası ile yüzleşmesi." Burada aslında hepimizin kendimizi gerçekleştirmeye çalışırken yaşadığımız yolculukta karşılaştığımız arketiplerin, yolculuğumuzun tamamının mitler aracılığıyla nasıl kuşaklar boyu aktarıldığını da gösterir. Kitapta bireyleşme arkeitpleri kısaca anlatılmaktadır. Bu arketipler, persona, gölge, anima, animus gibi arketiplerdir. Bu yolculukta bilge arketipi (bu mit için Hermes tam bir bilge arketipinin göstergesidir), hilebaz ve kahraman arketipleri de karşımıza çıkar.


Verdiğim bu iki örneğin dışında, kehanetin neyi sembolize ettiği, mitte yer alan diğer karakterlerin anlamları, kahramanın eylemlerinin temsil ettiği arketip ve sembollere dair de birçok bilgi kitabın içerisinde yer almaktadır. Aslında kitap bize bir seferde okuyup geçtiğimiz mitlerin, olağanüstü bir hikâye gibi düşünüp üzerinde durmadığımız mitlerin çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Farklı bakış açılarına, farklı okumalara açık olan bu mitler aslında insan olarak her birimizin kendimizi ve hayatı keşfetmemiz açısından birer anahtar işlevini üstlenmektedir.


Bu ilgi çekici konu hakkında daha fazla okumak için Nefrin Tokyay'ın bu kitabı dışında, Jung'un arketiplerle ilgili kitaplarını (Örneğin dört arketip isimli kitabını), arketipler bağlamında mit, roman, tasavvuf vb. konuların incelendiği makaleleri ve tezleri okuyabilirsiniz. Arketipler hakkında daha bilgi sahibi olmak hem metinlere ve hayata bakış açınızı hem de kişisel gelişiminizi etkileyecektir.


*Tokyay, Nefrin, Perseus'un Yolculuğu- Mitler, Arketipler ve Semboller, Pan Yayıncılık, İstanbul, 2015


Almira Koç

(212) 526 16 15 / 527 50 32

Divanyolu Cad. No:14

Sultanahmet / İstanbul