Özkul Çobanoğlu ile Söyleşi

Kesinlikle gelecekte de âşıkları dinlemeye devam edeceğiz. Âşıklık geleneğimiz adeta milletimizin yeni şartlara adapte olma gücünü simgeliyor gibidir.

Âşıklık geleneğinin Halkbilimi için önemi nedir?

Âşıklık geleneğinin Halkbilimi için önemi birkaç yönden ele alınabilir. Birincisi Türk halkbilimi çalışmalarında sanırım üzerinde en çok durulan veya yazı yazılan konu olmasıdır. Biraz da bu nedenle cönkler başta olmak üzere diğer yazlı kaynak taramalarının öne çıkmasıyla Halkbiliminin ne olduğunu anlamak istemeyenlerin de adeta “Aa! Bu halkbilimin de yazılı kaynakları varmış.” dermişçesine o güne kadar bir şeye benzetemedikleri Türk halkbilimi çalışmalarına zekâlarıyla mütenasip bir miktar değer kazandırmasıdır. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi Türk Halkbilimi çalışmalarının ortaya çıktığı 20. Yüzyıl başlarında hâlâ son derece güçlü bir halde yaşamakta olan âşıklık geleneğinden yapılan alan araştırmalarıyla son derece zengin materyalin derlenmesi ve yüzyıl boyunca değerlendirilmesidir. Özellikle 1930’lı yıllardan itibaren gerçekleşen aydın-âşık kaynaşmalarıyla âşıklık geleneğinin bir yandan yeni yeni oluşturulmaya başlanılan “Cumhuriyet terkibi” içinde Cumhuriyet ideolojisinin ve yenileşmesinin sesi konumunda geniş kitlelere ulaşması ve onlarla kaynaşmasıdır. Bu bağlamda özellikle radyo ve gazete gibi medya araçlarında âşıkların yer alışı, Yurttan Sesler vb. programlarla söz konusu süreci son derece hızlandıran katolizör konumundadır. Sadece Âşık Veysel bile sözünü ettiğim süreci tamamen aydınlatacak özellikler taşır.


Âşıklık geleneğinin sonraki kuşaklara aktarılması ciddi bir mesele. Sizce, gelecekte de âşıkları dinlemeye devam edecek miyiz?


Kesinlikle gelecekte de âşıkları dinlemeye devam edeceğiz. Âşıklık geleneğimiz adeta milletimizin yeni şartlara adapte olma gücünü simgeliyor gibidir. Meselâ günümüzde pek çok âşığımızın internette sayfaları “youtube” konulmuş pek çok icraları… Hatta internet ortamında yapılmış ve yapılmakta olan “karşılıklı âşık atışmaları”nı göz önünde bulundurarak söylüyorum. Sözlü, yazılı kültür ortamlarında var olan değişerek dönüşerek ama temel özelliklerini koruyarak var olan âşıklık geleneğimiz elektronik kültür ortamına da ya da dijital kültür ortamına da adapte olmuş ve kendini üretmeye devam etmektedir. İnternet folklorunda da sanırım âşıklık geleneğimiz önemli bir yer tutacaktır.

Âşıklık geleneği üzerine yapılan çalışmaları yeterli görüyor musunuz?


Âşıklık geleneği üzerine yapılan çalışmaları yeterli görmüyorum. Maalesef bu alanda çalışanlardan bazıları üzülerek söylüyorum yazılan ciddi araştırmaları okuyup anlamaktan bile aciz ya da yetersizdirler. Ancak iki tık tık bir şık şık kavlince bazı şiir metinleri yayınlamayı “âşıklık geleneği üzerine çalışma” gördüklerinden işte böyle kör topal gidiyor deyip susmalıyım.


Bugün, dinlendiğiniz yahut takip ettiğiniz âşıklar kimler öğrenebilir miyiz?


Fırsat buldukça hemen hepsini Kul Nuri’den Âşık Mustafa’ya, Denizer’e, Ozan Yağız’dan Ozan Arif’e kadar hepsini dinleyip takip etmeye çalışırım. Zaman zaman Âşık Şenlik’ten, Sümmanî Babaya, Karacaoğlan’a yönelik yeniden okumalar yapmak için yazılı kaynaklara bakarım… Âşık Reyhani’ye, Kemal Demir’e, Murat Çobanoğlu’na, Şeref Taşlıova’ya döner tekrar tekrar plaklarını, kasetlerini ya da elektronik icralarının kayıtlarını dinlerim. Onları daha derinden anlamaya yorumlamaya çalışırım.


Peki, âşıklık kavramı ne zaman ortaya çıkmıştır? Saz şairlerine niçin “âşık” diyoruz?


Bu “âşık” kavramına yüklediğiniz anlama bağlıdır. Tekke kurumu etrafındaki “âşıklık” Hoca Ahmet Yesevî’yle başlar ve günümüzde de devam eder. Kahvehane kurumu etrafındaki âşıklıksa 16. Yüzyıl yarısından günümüze kadar değişerek dönüşerek devam eder. Meseleyi “saz şâiri” terimiyle Köprülü’den farklı olarak “saza koşulan şiir”in şâiri mantığı içinde ele alırsanız ilk Türk kamına (şamanına) kadar inip daha sonrada yavaş yavaş ozan-baksı gelenekleriyle Hoca Ahmet Yesevî’ye gelmemiz icap eder.


Hemen hemen her ulusun bir halk edebiyatı, müziği ve sanatı var. Peki, diğer kültürlerde âşıklık geleneğine rastlıyor muyuz?


Hiç şüphesiz nerdeyse bütün kültürlerin birincil sözlü kültür ortamında sözlü edebiyat geleneklerini ya da ürettikleri şiirleri müzik eşliğinde icra eden sanatçıları vardır ve bunlar mensup oldukları kültür ve dile göre farklı farklı adlar taşırlar. Tür, yapı, şekil, işlev ve benzeri bakımlardan bazen birbirlerine de benzeyebilirler. Tam tersi tamamen mensup oldukları kültüre özel özellikleri de söz konusudur.


Âşıklık geleneğinin kökenleri sıklıkla ozan, baksı ve kamlara dayandırılıyor. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? İslamiyet’in kabulünden sonra saz şairleri ne tür merhalelerden geçmişlerdir?

Sanırım bu soruya yukarıda dolaylı olarak cevap vermiş oldum. Ancak aşk ile kısaca tekrarlayacak olursak. Türk edebiyatının kökeni birincil sözlü kültür ortamında (yani kayıt için sadece hafıza imkânın olduğu kültürel ortam) kamlar ya da şamanlardır. Bunu ozan-baksı, onu da Tekke âşıklık geleneği (Tekke-tasavvuf) ve onu da Kahvehane merkezli dindışı âşıklık veya Köprülü’nün ifadesiyle Âşık Tarzı Edebiyat Geleneği takip etmiştir, diyebiliriz.


Anadolu büyük bir kültür çeşitliliğine sahip. Âşıkların yazılı yahut sözlü ürünlerinde de bu kültür çeşitliliğini görmek mümkün mü?


Sözünü ettiğiniz kültür çeşitliliğine ya da yaratıcılığa sahip olmayan hiçbir gelenek uzun süre yaşayamaz. Âşıklık bunca zamandır yaşadığına göre…


Enver Aykol

(212) 526 16 15 / 527 50 32

Divanyolu Cad. No:14

Sultanahmet / İstanbul